Vedat

Vedat
Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci, Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten; Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci? Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten. İyi nişan alırdı kendini asan zenci, Bira içmez ağlardı, babası değirmenci, Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci... Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.
1000Kitap
Reklam
İnsan incinmeli. İncinmeli ki iyileşirken mutlu olacak bi sebebi daha olsun. Ki insan nankördür Abese’nin 17. ayetinde geçtiği üzre. Yani sen hiç ağlamazsan gülmek ne kadar güzel hissettirebilir ki? Hastalanmazsan sağlığın ne kıymeti var? Her gün her adımında bacaklarının varlığı seni mutlu ediyor mu? Hayır. Onların farkında bile değilsin. Ya da her nefeste bi tüpten yardım almadan doyasıya soluk alabildiğin için, içini mutluluk kaplıyor mu? Kaybettiğinde çoğu şeyin kıymetini daha iyi kavrarsın. Bu fıtratımızla ilgili. Ve doğayla belki. Aydınlık da karanlık da gerekli yani. İncinmeliyiz. Çok klişe olacak ama demir gibi yanarak ve dövüle dövüle şekillenir insan dediğin. Daha az zarar diye bi şey de yok ki güzelim. Aldığın her nefes, uyandığın her yeni gün, hatta bu savaşın ta kendisi zararlı. Hem düşün ki bahsettiğin gibi bi hayatı geride bırakmak mı daha kolay yoksa incindiğin, hırpalandığın, yorulduğun bi hayatı geride bırakmak mı? Buraya bu kadar alışmak, uyum sağlamak bana gülünç geliyor doğrusu. Ölmeye programlıyız, doğmadan dahi ölenlerimiz var hani, o halde ölüm gibi bi gerçeğin karşısında “daha az” zarardan kime ne? Ya da etkisi ne? Susmak ve daima özür dilemek de incitmez mi, yormaz mı insanı? Dışarı çık ve ağız dolusu oksijeni çek içine, sonra bağır! İtiraz et! “Siz beni üzdünüz ulan!” de. Sor; “Beni neden üzdünüz?” diye. Ağlat gerekirse. Çek git birilerini terk et. Gırtlağına yapışsalar son nefesinle küfret. Hayalarına tekme at şu hayatın. O pembe gözlükleri çıkar, at yere, bas üstüne. Bi ağaç gibi gövdene atılan çiziklere haykır artık. O çakıyı al ellerinden, daya boğazlarına, öfkelenmen gereken yerde susma daha fazla. Dilini kesseler ellerinle çığlık at, feryat et, ağıt yak. Şu ihtiyar gezegende bir zelzele de sen yarat, biraz da sen örsele! Nefesinin
Edebiyat
Gidenler bizden hep bir parça götürürler O parçanın yerinde de derin izler kalır Herkesin bir yara izi vardır İnsanlardan gizlemeye çalıştığı, saklamak için çok uğraştığı bir yara izi Herkesin bir yara izi vardır Kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan Baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi Bu izlerle yaşamaya alışırsın Bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı yaşamayı yeniden sevebilirsin Ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur Acın da biraz olsun hafiflemeye başlar… Burak Aksak
Edebiyat
Her yanımda huzurun gölge izleri Ağız kenarında kalan gülüşmeler Kapı aralığında mutluluk kırıntıları Ve geride kalan herşeyi uğurlayan gri bir havanın bıraktığı ağırlık..... Şeyda GARİBAĞAOĞLU
Şiir
İyi ki vazgeçtim ben bugün. Bak, söyledikçe nasıl rahatlıyorum. Vaz-geç-tim. Olmayanla bitmeyen kavgamdan, olanı kaybetme korkumdan, sürekli oldurma kaygımdan vazgeçtim
Edebiyat
Reklam