3/10
·136 syf.··
2026 18. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:37
Son derece güçlü ve acıklı bir konu olmasına rağmen; olayların kopukluğu,anlatımın zayıflığı, konular arasında duygusal bir bağ ve geçiş olmayışından kaynaklı beklediğim hissi alamadım. Kitabın konusunu ve yaşanan trajediyi bildiğim halde içimde o duyguyu hissedemedim. Ayrıca çok fazla batıl düşüncelere yer verilmiş olması da beni olayın içinden alıp götürdü.
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20242,006 okunma
10/10
·251 syf.·
2026 4. kitabı
Kadınların En Güzel Tarihi, doğum günü hediyemdi ve 7 Mart'ta kadınlar gününden bir gün önce bitirmiş bulundum. Kitap üç ana bölümden oluşuyor ve her bölümde farklı bir uzman sık sorulan sorulara yanıt veriyor: İlk bölümde antropolog Herieter insanlığın başlangıcından ilk çağlara kadar ataerkilliği inceliyor. İkinci bölümde tarihçi ve kadın tarihi uzmanı Perrot ağırlıklı olarak Avrupa ve Fransa kadın tarihini karşılaştırmalı bir şekilde 1900'lü yılların sonuna kadar ele alıyor. Son bölümde ise düşünür Agacinski toplumsal cinsiyet meselesinin dilbilimsel, biyoteknolojik gelişmeler ve lgbti bağlamlarında geleceğini ve potansiyel durumlarını tartışıyor. Temel bir uygarlık tarihi ve siyasi tarih okuryazarlığı olan biri kitabı rahatlıkla takip edebilir. Farklı bir ön okuma gerektireceğini düşünmüyorum ama bazı kısımlarda detaylı okuma yapanlar konuları daha derinden kavrayabilir. Örneğin yazarlar Fransız olduğu için sıklıkla Fransa üstünden örnek veriliyor ve Avrupa tarihi bilmek bu kitaptan alacağınız verimi ikiye katlar. Yayınevi kaynakçaya vermemiş ama orijinal metninde kaynakçası olduğunu düşünüyorum, o yüzden güvenilir bir kaynak denebilir. Kendi adıma en çok ikinci bölümde zorlandım çünkü kadınların son iki bin yıllık tarihindeki aile, Hıristiyanlık/kilise etkisi, çalışma hayatı ve seçme-seçilme hakkını kazanma olarak büyük odak gerektiren konuları içeriyordu ve bazı kısımları idrak edebilmek gerçekten zordu. Yine de toplumsal cinsiyet tarihi alanında giriş düzeyinde okuyabileceğim iyi kitaplardan biriydi. Sizin bu konularda önerebileceğiniz kaynaklar var mı? Neden öğrenmemiz ve incelememiz gereken bir alan olduğunu düşünüyorsunuz? kitaplar | kitap inceleme | okumalar | eğitim | gönüllülük | kariyer | üniversite | kitap önerileri | toplumsal cinsiyet | kadın
Kadınların En Güzel TarihiMichelle Perrot · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020602 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Milena'ya Mektuplar İncelemesi
Puan vermedi·320 syf.··
2026 16. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 08:02
1920 yılında bir iş amacıyla mektuplar yazılmaya başlar. Alıcısı Milena Jesenská'dır—cesur, özgür ruhlu ve Kafka'nın zihnini anlayabildiğine inandığı ender insanlardan biri. Bu mektuplar yıllar sonra Milena'ya Mektuplar adıyla yayımlanacaktır. Kafka asla yayımlanacağını bilmeden, bütün sansürleri kaldırıp gardını indirerek korkularını, kaygılarını, özlemlerini ve çaresizliğini hiçbir kurguya sığınmadan anlattığı samimi mektuplardır. "Sana yazarken kendimi daha gerçek hissediyorum; ama mektup bittiğinde yine aynı yalnızlıkla baş başa kalıyorum. Çünkü sen uzaktasın ve ben sana ancak kelimelerle dokunabiliyorum." Kafka bu mektuplarda rol yapmıyor. Okur olarak karşınızda yalnızca onun en kırılgan hâli var. Milena'ya Mektuplar'ı elime aldığımda romantik mektuplardan oluşan bir kitap okuyamayacağımı biliyordum. Daha ilk sayfalardan itibaren ağır ilerleyen yoğun bir anlatımla karşı karşıya kaldım. Burada ilerleyen bir olay örgüsünden çok Kafka'nın zihninin içinde dolaşıyorsunuz. Her mektup onun ruh hâlinin ayrı bir fotoğrafı gibi. Duygular sürekli değişiyor; umut yerini kaygıya bırakıyor, yakınlık hissi korkuya dönüşüyor. Sayfalar boyunca bitmeyen bir gelgit var. Ve en çokta korku var. Bu yüzden kitap ağır ilerliyor. Okurken zaman zaman yorulduğumu hissettim. Çünkü Kafka yalnızca Milena'ya yazmıyor; aynı zamanda kendisiyle de konuşuyor. Yazmak, onun gerçek hayatta kuramadığı ilişkinin yerine geçen tek güvenli alan hâline geliyor. Bu yönüyle kitap, Kafka'yı anlamak isteyenler için oldukça değerli. Hatta bazen insan, "Kafka kendi kitabını yorumlasaydı muhtemelen hem çok beğenir hem de acımasızca eleştirirdi." diye düşünmeden edemiyor. Kitap boyunca dikkatimi en çok çeken şey korkuydu. Kafka neredeyse her sayfada bir korkusundan söz ediyor. Hastalıktan, ilişkilerden,
İnceleme
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · İndigo Yayınları · 201865,9bin okunma
Günlük Ritüeller
10/10
·234 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 15:43
Kısa ve öz bilgilerden oluşan harika bir derlemeydi. Okurken sayfaların nasıl aktığını fark etmedim bile. Farklı sanatçılar, yazarlar, müzisyenler gibi pek çok alandan insanın hatta bazı kült isimlerin rutinleri hakkında bilgi sahibi olmamı sağladı. Elbette hepsinin yaşam tarzını aklımda tutamam ama genel olarak yaşantıları hakkında fikre sahibim artık. Bazı isimlerden örnek davranışlar edinirken bazılarının rutinlerinden olumsuz noktaları görüp kendi hayatıma da yansıtmam için teşvik oldu. Günlük rutinler kişiye özel ve herkesin üretkenliği, yaşama biçimi ve hayata bakış açısı farklı oluyor. Kitapta ismi geçen çoğu kişinin asıl başarısının her zaman rutinlerinden geçmediğini, bazen gerçekten içleride olan o yeteneğin ve ışığın gün yüzüne çıkması için birtakım davranışların gerekli olduğunu gördüm. Bana yansıyan buydu en azından. Kitabın Bernard Malamud hakkındaki son paragrafı her şeyi özetliyor zaten. Kitabın devamı varmış onu da çok merak ediyorum. Keyifli bir okumaydı, gözüm kapalı öneririm.
Günlük RitüellerMason Currey · Kolektif Kitap · 20241,127 okunma
10/10
·308 syf.··
2026 113. kitabı
Kamuran Akdemir Kamuran Elagöz Bazı gerçekler aydınlatmaz ,sadece karanlığı kimin taşıyacağını değiştirirdi.İnsan bazen doğruyu bulur..ama o doğruda yaşamını kaybeder.En ağır pişmanlık,”Keşke bilmeseydim” Eseri ilk elime aldığımda direk kapak tasarımı beni kendine çekti arkadaşlar.Okumaya başladığım andan itibaren elimden bırakamadım.İlk başlar ağır ilerlese de sayfalar su gibi akıp gitti.Yazarımızın kalemi güçlü ve yalın.Okurunu yormuyor,muazzam betimlemeleriyle esere bağlıyor. Bu eser öyle yüreğime dokundu ki,katilin kendi adaletini sağlamış olmasını hiç yadırgamadım.Cenk Komiser in bir kodamanın damarına bastığa için mesleğinden istifa etmesine tahammül edemedim.Maalesef bunu yaşayan çok Polis kardeşlerimiz var.Cüzdanı kalınlar,isteği zulmü,pisliği yapıyor bulunduğu makama güvenerek binlercesi vatan sevdalılarını mesleğinden,ekmeğinden ediyor Baskomiser Efsun,babasını kaybettigi dönemde tanışıp evlendiği psikolog eşiyle sadece altı ay evli kalır.Zaman ilerledikçe verdiği kararın yanlış olduğunun farkına varıp ayrılır.Simdi otuz altı yaşında,güçlü,ayakları yere sağlam basan kendinden emin duruşu,sorgulayan bakışları ile disiplinli,tuttuğunu koparan haliyle emniyetin gözbebeğidir. Başkomiser Efsun,aldıkları ihbar üzerine ekibiyle birlikte gittikleri evde bir genç kızın cesediyle karşılaşır.Genc kadının katili olarak eşi tutuklansa da Efsun un içi rahat değildir çünkü yerine oturmayan taşlar mevcuttur.Aldıkları son ihbar ile olay başka yöne gider ve derinlemesine bir araştırmaya girer ve kendisine yardım edecek en iyi kişi çocukluk arkadaşı Cenk tir. Cenk,istifa ettim diyerek önce yardıma yanaşmaz ama Efsun,Cenk i ikna eder.Efsun un ekibiyle birlikte Cenk gücünü birleştirir ve olaylar birbir gün yüzüne çıkar.. Rıza nın Elif ile bakimevine gitmesi,Vedat ın “annemi hastaneye
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202621 okunma
Kitap yorumum
Puan vermedi·128 syf.··
2026 35. kitabı
Merhaba Sevgili Kitapsever Dostlarım bugün sizlere Sait Faik'in kaleminden Son Kuşlar kitabını anlatacağım. Kitabın konusu: Son Kuşlar, Sait Faik'in 1952 yılında yayımlanan ve birbirinden bağımsız 19 öykülden oluşan bir eseridir. Kitaptaki hikâyeler çoğunlukla adalarda, deniz kıyılarında, balıkçı kahvelerinde ve İstanbul'un kenar mahallelerinde geçer. Yazar, sıradan insanların hayatlarını, yalnızlıklarını, umutlarını ve doğayla olan ilişkilerini büyük bir sevgiyle anlatır. Kitabın merkezinde büyük olaylar değil, insanların duyguları vardır. Sait Faik; balıkçıları, çocukları, yaşlıları, yoksulları ve toplumun görmezden geldiği insanları hikâyelerinin kahramanı yapar. Aynı zamanda doğanın yok oluşuna, insanların açgözlülüğüne ve şehirleşmenin getirdiği değişimlere de dikkat çeker. Kitaba ismini veren Son Kuşlar isimli öyküde adaya göç eden kuşların artık eskisi kadar gelmediğini fark eder. Bunun nedeni Konstantin Efendi'nin ve çocukların kuş avlamasıdır. Küçücük kuşlar para karşılığında öldürülür, doğanın sesi yavaş yavaş susar. Yazar sadece kuşların değil, çimenlerin ve yeşilliklerin de yok edildiğini görür. İnsanların doğaya verdiği zarar karşısında derin bir üzüntü duyar. Hikâye, gelecek nesillerin kuş seslerini duyamayacağı korkusuyla son bulur. Bu nedenle eser Türk edebiyatındaki ilk çevreci hikâyelerden biri kabul edilir. Kitap hakkındaki düşüncelerim: Eserin en güçlü yönü, okuyucuya bir olay anlatmaktan çok bir duygu yaşatmasıdır. Deniz kıyıları, adalar, kuşlar ve balıkçılar öylesine canlı tasvir edilir ki okuyucu kendisini hikâyelerin içinde hisseder. Bununla birlikte kitap, hareketli olay örgülerini seven okuyucular için zaman zaman durağan gelebilir. Bazı hikâyelerde belirgin bir başlangıç, gelişme ve sonuç yapısı bulunmadığından okuyucu ne anlatılmak
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 202517,1bin okunma