Hume ve Kant matematiğin kesin sonuçlu kabulü zorunlu olan yargıları olduğunu kabul ediyorlardı. Ancak Kant'ın felsefe ekolünün büyük filozoflarından biri olan Hegel geldi ve iki çarpı ikinin dört ettiğinde şüphe etmenin mümkün olduğunu söyledi. Zıtların birleşmesinin imkansızlığını inkâr etti. "Modern Felsefenin Serüveni'nde" (s.367) dedi ki:
"Eski sembolik mantığın esas aldığı 'tenakuz (çelişmezlik) kanunu (yasası)' Yani bir şeyin bir anda hem olup hem olmamasını imkânsız gören kanun Hegel'in çelişenlerin uyumlu olduğunu söyleyen, her şeyin hem var hem yok olabileceğine varanın Üstün hakikat anlayışından dolayı zail olmalıdır."
S.317'de şöyle der:
"Kant'ın, Hume'un 'hakikat bir ihtimal ve tercihten öteye gitmez' dediği gibi demeyip 'hakikat, sübut (varlık) ve yakin açısından mutlaktır' demesi eleştirilir. Çünkü yeni bilimsel araştırmaların 'bütün ilimler, hatta ince matematik hesaplamaları hakikatinde nisbidir (izafidir, görecelidir)' diyen görüşü hâkim olan anlayış olmuştur. Artık bilim (ilim) ihtimal kefesinin tercihli olması ile ikna olur olmuştur. Mutlak hakikati aramayı istemeyi bir kenara bırakmıştır. Çünkü bunun mutlak hakikate ulaşmanın imkânsız olduğunu, hatta mevcut olsa dahi insanın buna bir ihtiyacı bulunmadığını idrak etmiştir."
Derim ki: Kant'ın anlayışı ile alakalı tenkit ettikleri, Kant'ın dile getirdiği en güzel, en doğru kanaattir. Zira "Modern Felsefenin Serüveni" sayfa 273'te ondan şunu nakletmiştir:
"Deney, hiçbir durumda akıllarımızı sınırları içine hapsedeceğimiz tek alan olamaz. Deney bizi vaki olana ulaştırır. Ancak bu vaki olanın mutlaka şu surette olur, başka herhangi bir surette olmaz konusuna ise irşat etmez, ulaştırmaz. Aynı şekilde deney genel hakikatler (genel prensipler) ile alâkalı olarak da önümüzü açmaz. Hâlbuki bu tür bir