Burak

Burak
@vecdebi
Francis Bacon'ın attığı çığlığın etkisi olarak bütünüyle Avrupa -Rousseau hariç- insanın karşılaştığı bütün problemlerin çözümünde bilime güvenmeye ve mantığa inanmaya sevk etmiştir. Fransızlar, aydınlanma çağı diye isimlendirilen çağda aklı yüceltmekte çok ileri gitmişlerdir. Bu asrı da Voltaire temsil ediyordu ve Parisliler ayaklanmalarında Paris kadınlarından kendisine "akıl ilahesi" (tanrısı) adını verdikleri muasır güzel bir kadını kendilerine (sembol) edininceye kadar sürdü. Bunu sembol edinerek onu yüceltmekle geçmiş köh ne düşünme üsluplarını attıklarını ve tek başına akla sarıldıklarını göstermek istiyorlardır. Başka herhangi bir şeyin üzerlerinde bir otoritesi olmasını reddederek sadece onunla (akılla) yol bulmayı esas almışlardır. Akla bu şekilde sarılmak arkasından İngiltere'de ve Fransa'da aynı zaman ve şekilde küfür, inkâr (Allah'ın varlığını red) ve materyalist anlayışın ortaya çıkmasına yol açtı. Öyle ki İngiliz Hobbes şöyle demiştir: "Varlık âleminde boşlukta uçuşan zerreler dışında bir şey yoktur." Neticesinde Fransa'da dini inanç gerilemeye ve yıkılmaya başladı. Öyle ki onlar Bourbon Hanedanı'nı tahttan indirdikleri zaman Allah'ın da iktidarından, hükümranlığından alaşağı ettiklerini iddia ettiler. İnkâr o kadar yayıldı ki Fransa'da, artık kulüplerde moda halini aldı. Nihayetinde kilise adamları da bu yolu tuttular. İşte Fransa'da bu şekilde iman battı, akıl baskın çıkıp hakim oldu. Derim ki: Aydınlanma çağı ve aklın hâkimiyeti Fransızların imanını batırmış, boğmuştur. Çünkü Hristiyan iman, akılla bağdaşmaz. Şayet onların dini İslâm dini olsaydı aklın hakimiyeti, imânın zaferi olurdu. Görmüyorlar mı? Günümüz Müslüman kökenli inkârcılar aklı ve -görmeden- Allah'ın varlığını ispat eden delilleri, hafife almak yoluyla inkâr etmektedirler. Akla sarılmış
Sayfa 127·Kitabı okudu
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Belki de adamı -Hegel- bu delirmiş, muhal ile mümkün arasındaki engeli kaldıran, muhali de mümkün kılan felsefeyi benimsemeye iten sebep hem teslise hem tevhide inanmış bir Hristiyan olması, bir ile üçü eşit görmeyi onaylayan bir anlayışa sahip olmasıdır.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Felsefe
Hume ve Kant matematiğin kesin sonuçlu kabulü zorunlu olan yargıları olduğunu kabul ediyorlardı. Ancak Kant'ın felsefe ekolünün büyük filozoflarından biri olan Hegel geldi ve iki çarpı ikinin dört ettiğinde şüphe etmenin mümkün olduğunu söyledi. Zıtların birleşmesinin imkansızlığını inkâr etti. "Modern Felsefenin Serüveni'nde" (s.367) dedi ki: "Eski sembolik mantığın esas aldığı 'tenakuz (çelişmezlik) kanunu (yasası)' Yani bir şeyin bir anda hem olup hem olmamasını imkânsız gören kanun Hegel'in çelişenlerin uyumlu olduğunu söyleyen, her şeyin hem var hem yok olabileceğine varanın Üstün hakikat anlayışından dolayı zail olmalıdır." S.317'de şöyle der: "Kant'ın, Hume'un 'hakikat bir ihtimal ve tercihten öteye gitmez' dediği gibi demeyip 'hakikat, sübut (varlık) ve yakin açısından mutlaktır' demesi eleştirilir. Çünkü yeni bilimsel araştırmaların 'bütün ilimler, hatta ince matematik hesaplamaları hakikatinde nisbidir (izafidir, görecelidir)' diyen görüşü hâkim olan anlayış olmuştur. Artık bilim (ilim) ihtimal kefesinin tercihli olması ile ikna olur olmuştur. Mutlak hakikati aramayı istemeyi bir kenara bırakmıştır. Çünkü bunun mutlak hakikate ulaşmanın imkânsız olduğunu, hatta mevcut olsa dahi insanın buna bir ihtiyacı bulunmadığını idrak etmiştir." Derim ki: Kant'ın anlayışı ile alakalı tenkit ettikleri, Kant'ın dile getirdiği en güzel, en doğru kanaattir. Zira "Modern Felsefenin Serüveni" sayfa 273'te ondan şunu nakletmiştir: "Deney, hiçbir durumda akıllarımızı sınırları içine hapsedeceğimiz tek alan olamaz. Deney bizi vaki olana ulaştırır. Ancak bu vaki olanın mutlaka şu surette olur, başka herhangi bir surette olmaz konusuna ise irşat etmez, ulaştırmaz. Aynı şekilde deney genel hakikatler (genel prensipler) ile alâkalı olarak da önümüzü açmaz. Hâlbuki bu tür bir
Sayfa 111·Kitabı okudu
Felsefe
Batı felsefesinde sadece din ve sadece inanç, dünya hayatının maslahatı için aranan, tahsil edilmeye çalışan şeyler değildir. Bilakis ahlâk da sadece dünya maslahatı için aranmaktadır. Spencer diyor ki: Ahlâk prensiplerinin de hayatta kalma mücadelesinde tabiatın gereksinimlerine uyma zorunluluğu vardır. Ahlâk prensiplerimizden sert deneylerden başarıyla çıkanlar kalsın, bu sert fırtına karşısında tutunamayan prensipler ise yok olsun gitsin. Ahlâk da -başka her şey gibi- hayatın amaçlarına ayak uydurduğu oranda insana hayır veya şer getirir. Dolayısıyla yüksek ahlâk, hayatın akışına ayak uyduran ve amaçlarına ulaşmakta ona ortak olandır. Binaenaleyh ahlâktan hayata mülayim olanı kabul edelim, yoluna, akışına engel teşkil edeni ise reddedelim. Yahut başka bir ifadeyle ahlâk, toplumun üyelerinden kaynaklanan farklı isteklerin kargaşası içinde ferdin yanında duracak ona yardımcı olacak şekilde olmalıdır. Fert ile toplum arasındaki bu uyum zaman ve mekâna göre değişiklik gösterince "hayır" düşüncesi de milletler arasında çok geniş anlamda değişikliği göstermektedir. Bu sözlerin mânâsı, ortada gerçek mânâda ilkeleri değişmez bir ahlâk yoktur. Bilakis olan, zaman ve mekânın gerektirdiği istek ve arzuların peşinden gitmektir.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Felsefe

Burak

, bir kitap okudu
Puan vermedi·383 syf.·
8 günde okudu
·
2022 39. kitabı
Ahmed Davudoğlu
9.2/10 · 221 okunma