Şimdi, Necip Fazıl, fikri, kelâm ufkunda billurlaşmış harikulâde bir dille sanat edasında veriyor; yapanı yaptırandaki işleyici ve işletici bir sıfat gibi... Ruhla varılanın, ruhun, kelâmla zarflanması hâlinde de, onun iç'e ve dış'a doğru zâhir oluşunu örgütleştiren ben varım; teorik ve tecrit buudu... Onun şahsında tecelli eden mânânın muhasebecisiyim... Bu nereye kadar temelli?.. Mevzu konuşmak istiyorum: İslâm tasavvufunda bir bahis... "Gölgede bulunan mahiyet, onu meydana getiren asıl şeyin mahiyetidir... Asıl, gölgesine, gölgenin kendisinden daha yakındır; çünkü gölge, asıl ile gölge olmuştur."...Bir nevi bende, onun kendi kendisini muhasebe edişini anlıyor musunuz?...