Toplumsal cinsiyet teorisyenleri ve bu teoriler üzerinden birtakım organize faaliyetler gerçekleştiren f*minist dernekleri, kadına şiddet kısmında Amerika başta olmak üzere İsrail, Rusya, ve İngiltere gibi ülkelerin Ortadoğu'da, Afrika'da, Hindistan'da yaptığı kadın ve çocuk tecavüzlerine, katliamlarına karşı kördürler. Bunların yanında kadınların kendi çocuklarına ve eşlerine karşı yaptıkları şiddete de duyarsızdırlar. Hatta bu şiddet bir müddet sonra sömürü ve düzenli istismar haline döndüğünde bile görmezlikten gelmekte, uzak durmaya çalışmaktadırlar.
Cinsiyetçi ögeler taşıdığı iddiası ile anne-babanın biyolojik cinsiyete uygun olarak yaptığı rehberliğe itiraz ederler; kullandıkları kelimeleri, seçtikleri renkleri, aldıkları oyuncakları, oyun kurgularını vs. hepsinin yeniden belirlenmesini, cinsiyet vurgusu taşımayan ögelerden oluşmasını isterler. Bu durumun ne kadına yönelik şiddetle ne de kadın-erkek eşitliği ile ilgisi vardır. Yeni bir toplum ve yeni insan inşası için sosyoloji ilmi kullanılarak kültür değişimi ve zihin kodlaması gerçekleştirilmektedir. Bu kodlama esasında binlerce yıllık kelimeler ve ona bağlı manalar zihinlerden silinmekte, millet olarak varlığın devamını sağlayan dinî ve örfi değerler iç edilmektedir. Çocukluktan itibaren dinî, örfi ve kültürel değerler üzerinden kullanılmayan kelimeler, öğretilmeyen davranışlar ilerleyen yaşlarda kişiye yeniden kazandırılamamaktadır. Böylece kullanılan yanlış ve bozuk kelimeler surete büründükçe sadece dil değil ahlâk da bozulmaktadır.
Bize düşen görev, Hz. Peygamber'i ﷺ sıradanlaştırmamak, konumunu korumaktır. Çünkü yüzyıllardır oluşturulan kabul çerçevesinde peygamberin adı anıldığı zaman yanında bir hürmet ifadesi zikredilmektedir. Bu nedenle, Kur'ân dışı hiçbir şeyi kabul etmemenin geleneğimize vurduğu en büyük darbelerden biri de budur. Basitleştirilen alelâde biri konumuna indirgenen ve postacılıkla kayıtlanan Hz. Muhammed ﷺ adeta ademe/yokluğa mahkum edilmektedir. İşin kötüsü, Hıristiyanlar ile Museviler kendi peygamberlerinden sadece isimlerini anarak bahsetmektedirler. Dolayısıyla Müslümanların bu geleneği reddedilmekle Yahudiler ile Hıristiyanların geleneğine yaklaşılmış olmaktadır.