Burak

Burak
@vecdebi
27 Temmuz
74 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Doğru ve üstün düşüncelerin hemen ilk ağızda kabul edilebilir özellikte olduğunu, hakikati savunanların çevrelerinde hemencecik çok sayıda insan bulabileceklerini öne sürmek mümkün değil. Bir anlayış tarzının, bir inanç manzumesinin önce çok seçkin, yüksek seviyeli insanlar tarafından benimsenebileceğini, hakikati büyük kalabalıkların benimseyemeyeceğini, hatta doğru sözlerin önce çok sayıda insanın tepkisine yol açacağını bilmek için geçmişe, Kur'an'ın işaret ettiği eski kavimlerin durumlarına bir göz atmak yeterlidir. Allah'ın gazabına uğrayan kavimlerde salihlerin sayısı çok azdır. Ama onların seviyesi itikadlarını takip edecek derecede yüksektir. Bugünün Türkiye'sinde de tefekkür alanında olsun, sanat alanında olsun belki sayıca az ama takip ettiği düşüncelerin hakkını verebilecek üstünlükte "sürüklenenlere" ihtiyaç vardır.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnız edebiyat alanında değil, tefekkür ve siyaset alanlarında da alanla veren, söyleyenle dinleyen, yaptıranla yapan arasındaki ilişki Yahya Kemal'in belirttiği gibiyse, yani seviyeyi sürüklenenler belirliyorsa başımızı ellerimiz arasına alıp iyice düşünmemiz gerekecek. Türkiye'nin düşünce hayatı bu ülkedeki seçkin düşünürlerin görüşleriyle değil, öne sürülen düşüncelere muhatap olanların kavrayış yeterlilikleri ile onların kavrayış biçimleri, ilgi türleriyle bir kimlik kazanır. Bu durumda düşünce üretmek veya ulaşabildiği gerçekleri dile getirmek katında bulunanlarla bu düşünceleri almak ve iletilen gerçeklerle tanışmak katında bulunanlar arasında bir mesafenin, bir boşluğun bulunduğunu kabul etmemiz gerekecek. Eğer düşünce ve edebiyat hayatı sürükledikleri meraklıların seviyesinde ise bu seviyeyi yükseltmenin de yeni ve daha yüksek düşüncelerle izleyicilerin karşısına çıkmakla değil, bu izleyicilerin seviyelerinin yükseltilmesiyle mümkün olacağı tabiidir. Burada önemli bir ayrım yapmak zorundayız. Sanat ve düşünce eserleri onları izleyenlerin seviyesi esas alınarak mı ortaya konacak (ki buna popülizm, yani halk dalkavukluğu denir)? Yoksa izleyicilerden kendi seviyelerinin üzerindeki sanat eserlerini, düşünce ürünlerini özümseyebilmeleri için daha fazla gayret göstermeleri mi istenecek? Bu ikinci yol eğitimin düzenlenmesi ve gerek sanatın, gerekse tefekkürün korunması bakımından en sağlıklı yoldur.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Düşünce
İnsanın kendi seçtiği ahenk ile benimsediği düşünce arasında bir rabıta olduğu kabul edilebilir. Ahenk en bariz biçimiyle insanın musiki ile olan münasebetinden neş'et eder. Itrî dinlemekten sıkılan bir adamın Süleymaniye'nin mimarisinden tad alabileceğini mümkün sayamayız. Hafız Post'a yaklaşamamış olan birisi Doğu medeniyetinin (daha da daraltalım: Osmanlı Medeniyetinin) övgüsünü yapıyorsa ne yaptığından habersiz bir kimsedir şüphesiz. Basit gözlemlerle anlaşılacaktır ki, insanın bağlı olduğu ahenk hangi seviyede ise o insanın düşünme seviyesi de aynı seviye çevresindedir. Bağlı olduğu ahenk dolmuş şarkıları, gazino müziği seviyesinde olan insan dünyayı aynı seviyeden kavrayabilir. Düşünüş ve kavrayış seviyesi bu müziği yaşatacak, bu müziği devam ettirebilecek kırattadır. Böyle birinin yüksek seviyeli düşünceleri ne anlaması, ne de aktarması mümkündür.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Düşünce
"Sanat alçaltıldı, muhayyile inkâr edildi/Savaş yönetti milletleri" diyor William Blake. Çok yakınlarımızda barut kokularının duyulduğu bu günlerde yukarıda andığımız mısraların büyük anlamı belirgin. Ne demek sanatın alçaltılması ve muhayyilenin inkâr edilmesi? Sanat insan için uğraşılmaya değmez bir meşguliyet haline gelmişse, o insan yaşama düzenini mekanik kılmış demektir. Makinalar güzelliklerden tad almaz, robotlar yumuşak duygulardan yoksundur. Muhayyilenin inkâr edilmesi insanın umutlarını yıkması ve böylece hırçın ve yıkıcı olması demektir. Hayatları kurumuş insanların bütün insanlığa kuraklık getireceğini, başka hiçbir şey getiremeyeceğini düşünmemiz tabiidir.
Sayfa 138·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanlar artık aya, güneşe, Lât ve Menât putuna tapmıyorlar ama devlet adamlarına, piyasaya, makinalara, teşkilatlara, teorilere tapıyorlar. Yeni putları mukaddes kılabilmek için kitaplı dinleri terkediyorlar. Bu tarz putperestliğin Doğu'da ve Batı'da birbirinden farkı yok. Bu tapınma biçimlerinin hepsinde aynı özelliği görüyoruz: Putta mevcut olduğunu farzettiği kuvvete sığınarak güvenliğini sağlama. Yani morfinin avutucu tesiri altında dünyadan kaçmak, hayali seçmek.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Alıntı