Bütün sapık kollar bugüne dek İslâm'ı gücünden düşürmek yolunu tuttu; fakat o gücünden düşmedi ve en yanlış tatbikata rağmen, yer kabuğunun altındaki ateş gibi mücerret kuvvetini korudu... Bu toprağı sondalayacak ve deşecek olan kahramandır ki, işletici kuvvet olarak insanlığın ne beklediğini gösterecek ve Allah ile Resulünün mukaddes isimlerini güneşle ay arası mahyalaştıracaktır.
Abdülvehhab Oğlu, adamını İbn-i Teymiyye'de buldu ve onun fikirleriyle hak mezheb sahibi Ahmed Bin Hanbel'in ölçülerini, arada hiçbir kimyevî alâka gözetmeksizin birbirine katarak Nasreddin Hoca'nın 《balla sarımsağı karıştırarak yemeyi ben icat ettim ama ben de beğenmedim!》 sözüne eş, yenmez ve yutulmaz bir mezhep yuğurmaya kalkıştı.
İşte tek cümle içinde Vehhabilik!..
Bugünün Vehhabi güdücülerine soracak olursanız 《Vehhabi değiliz!》 demezler de 《Hanbeliyiz!》 derler. Yani bal ve sarımsak katışığını bal cehpesinden göstermeye bakarlar.
Eğer Şiîlik Hazret-i Ali'yi sevmek sanılıyorsa, tersinden, aldatıcı mantık oyunlarının en hain ve habisine kurban olunuyor demektir. Yaratıcı hakikatten yaratılmış hakikatlere kadar her şeyi inkâr edip hepsini birden Hazret-i Ali'ye bağlamak, onu, cımbızla etinin her zerresini kopararak öldürmeye kalkışmaktan farksızdır. Hazret-i Ali sevgisi 《Sünnet ve Cemaat Ehli》 ölçüsüne bağlıdır; ve tıpkı Musa ve İsâ Peygamberlerin gerçek kıymet ve hakikatlerini bulmak isteyenlerin, bunu Yahudilerde ve Hıristiyanlarda bulmak yerine İslâmda görmek mevkiinde olmaları gibi, topyekün Şiî ve Alevîlerin de hakiki Alevîliği, aslî mezhepte gerçekleştirmeleri icap eder.
Sokrates'in Yunan Mahkemesinde dediği gibi:
-《Şimdi ben ölmeye gidiyorum; sizse yaşamak sandığınız hayata... Ama hangimiz gerçek hayata gidiyor, bunu ancak Allah bilir.》