Emevi hükümdarı Abdülmelik b. Mervan döneminde Horasan valiliği yapan el-Mühelleb b. Ebi Sufra, Malik b. Dinar'ın yanına uğramıştı. Onun çalımlı ve böbürlenerek yürüdüğünü gören Malik b. Dinar ile aralarında şöyle bir konuşma geçti:
-Bu yürüyüşün, düşmanla karşılaşıldığı zaman dışında çirkin bir yürüyüş olduğunu bilmiyor musun?
-Beni tanımıyor musun?
-Seni çok iyi tanıyorum.
- Beni nasıl tanıyorsun?
-Başlangıcın mide bulandırıcı bir damla, sonun kokuşmuş bir leş. Bu ikisinin arasında ise karnında pislik taşırsın.
-Şimdi beni hakkıyla tarif ettin.
Müslümanlar fethettikleri memleketlerde yaşayanlara kesinlikle "bize benzeyeceksiniz" gibi bir dayatmada bulunmamış, tam aksine her toplumun kendi dinî ve kültürel değerlerini, hatta kılık-kıyafetini muhafaza ederek yaşamasını esas kabul etmiştir. Bugünün "küresel" sistemi ise insanları ve toplumları tektipleştirme esası üzerine kuruludur. Batılı ülkelerde azınlık statüsünde yaşayan dindaş ve soydaşlarımızın nasıl bir "asimilasyon" dayatması ile karşı karşıya olduğu herkesin malumudur. Günümüzde bu yöndeki baskıların giderek gözle görülür bir seviyeye çıktığı da kimsenin gizlisi değildir.
Kişide Allah Tealâ'nın rızasını elde etme ve azabından sakınma gayreti oluşturmayan ilim, bizatihi faydalı olsa bile sahibine fayda vermediği için helâka götürücüdür. Bu sebeple ulema, amele yansımayan, ahlâkı güzelleştirmeyen ve bâtını mamur kılmayan ilmin, sahibi için ancak vebal olduğunu söylemiştir.