Sanma, seni kazanmaya çalışıyorum.
Ey melek, hem çalışsam da! Gelmezsin.
Çünkü benim çağırışım hep direniş doludur;
böyle güçlü akıntıya karşı yürüyemezsin. Bir gerilmiş kol gibidir çağırışım.
Tutmak için göğe açılmış eli işte senin karşında açık duruyor,
bir uyarı gibi, savunuş gibi,
ey Kavranmaz, böyle apaçık.
Ya sizler, beni sevmiş olanlar,
o küçücük sevgi başlangıcı için,
sizlere karşı duyduğum, ama durmadan koptuğum,
çünkü ben severken yüzlerinizdeki uzay evrenler uzayına karışıp giderdi ve siz orada yoktunuz…
İşte böyle duyduğumda kendimi, kukla sahnesi önünde beklemek için,
hayır, hepten bakmak için,
öyle ki benim bakışıma karşılık bir melek inmeli sahneye, gövdeleri yukarıya kaldıran.
Ya onlar, güzeller, onları kim tutabilir?
Yüzlerinde o görünüş aralıksız belirip siliniyor. Bizim olan gidiyor bizden sabah çimeninde çiy gibi, ısısı gibi ısıtılmış bir yemeğin.
Nereye, ey gülümseyiş?
Ey bakış: Yeni, sıcak, tutulmaz dalgası yüreğin;– yazık: İşte buyuz biz.
Dağılıp eridiğimiz evren boşluğunda kalır mı ardımızdan bizim tadımız?