Roboto

Platon ve Aristoteles'in amacı ideal bir devlet, ideal bir toplum yaratmak için toplumsal ve siyasi alandaki değişimde sürekli, kalıcı, hareketsiz bir şey bulmaktı. Aradıkları şey mutlak bir değişim değildi, tersine, amaçları değişmeyen, kalıcı durumu bulmaktı. Devrimden yana değil, toplumsal düzende meydana gelen devrimi bastırmaktan yanaydılar.
Sayfa 70
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"... Kapitalizmin kanunları, her ne kadar kapitalistler onu (genellikle devlet eliyle) kontrol etmeye çalışsalar da kapitalistlerin irade ve isteklerinden bağımsız şekilde işlerler. Örneğin, mevcut kriz birkaç küresel elitin komplosunun bir sonucu değildir. Aksine, krize giden eğilim gün geçtikçe kapitalistlerin entrikalarından bağımsızlaşmaya başlamıştır. ... Kapitalist sınıf, işleyişinden kaçamadığı rekabet ilkelerinin üzerine kurulmuştur. Rekabet, kapitalizmin iktisadi süreçlerinin içerisindedir ve irade ya da istenç ile altedilemez. Bu unsur kendisini egemen sınıfın siyasi ve toplumsal yaşamında kliklerin biçimi, bireyler, şirketler ve ulus devletler arasındaki ittifaklar şeklinde ifade eder. Rekabete karşı mücadele eden tabakalaşma ve tekeller gibi eğilimler kesinlikle mevcuttur ve çöküş döneminde şiddetlenirler ancak onu asla tamamen altedemezler; sadece daha yüksek bir aşamaya taşırlar. Şirketler arasındaki rekabet, devletler arasındaki rekabete dönüşür; serbest ticaret merkantilizme feda edilir; savaşlar pazarlar ve doğal kaynaklar üzerinden yapılır ve küresel yangınların (dünya savaşlarının) artmasına daha çok hizmet eder. Herkesin herkesle rekabeti ve burjuvaziye onun ekonomik, ideolojik ve siyasi yaşamındaki temel çelişkilerden kaçmasına engel olan makyavelizm, hakim sınıfın yabancılaşmış bilincinin bir ürünüdür. ... Marksistler için, burjuvazi, toplumun evriminin tamamını kontrol edebileceği kalıcı birliği asla sağlayamaz. ..." tr.internationalism.org/duenyadevrimi/2...
Köle emeğiyle inşa edilen toplumun ikinci çelişkisi de, geçinmek için emek harcamanın özgür yurttaşlar için onursuzluk anlamına gelmesidir. Emek değersiz bir şey addedilir. Emek yalnızca köleler içindir. Antikçağın en mükemmel ve en özgür kafalarına emekle ilgili bu düşünce hükmediyordu. Üstelik bu düşüncenin başka bir sonucu daha vardı: Köle sömüremeyen özgür yurttaşlar devletin sırtından geçinmek zorundaydılar. Onlar devletten geçinen parazitler, asalaklardı. Antikçağın mülksüz özgür yurttaşı modern proletaryadan çok önemli bir noktada ayrılır. Proletarya emeğiyle bütün toplumu, yani kapitalistleri ve diğer herkesi geçindirir. Mülksüz özgür yurttaş, yani antikçağın proletaryası köle emeği sayesinde devlet tarafından geçindirilir. Devletin kendisi mülksüz özgür yurttaşların geçimi için gerekli araçları sağlayan çok sayıda köle çalıştırıyordu. Ayrıca, güçlü bir şehir olan Atina başka birçok şehri de yenilgiye uğratıp haraca bağlamıştı ve buradan elde ettiği geliri de mülksüz özgür yurttaşları beslemek için kullanıyordu. Haliyle bu tür bir şehrin varlığı sürekli olarak tehdit altındaydı. Köle emeği gibi güvenilmez temellere dayanan toplum giderek daha çok zorlukla karşılaşıyordu.
Sayfa 56
Herakleitos'un bir başka temel düşüncesi bütün şeylerin değişiminin, karşıtlığın her zaman karşıtlıktan doğması yasasına uyduğudur; başka bir deyişle, değişim karşıtlıklar şeklinde gerçekleşir. Bunun için de çarpıcı bir mecaz bulmuştur: "Mücadele her şeyin babasıdır."
Sayfa 50
Akılcılık
Bu bakış açısına göre din akla aykırı bir şeydir ve zihinleri terk etmesi için de bilgilenme kafidir. "Akılcılık" tabirinin kaynağı din ve kiliseye karşı mücadelelerinde "aklın" bakış açısını benimseyen on sekizinci yüzyıl Fransız filozoflarıdır; onlara göre din akla aykırı bir şeydir, bir hatadır ve aydınlanma ile ortadan kaldırılabilir. Bu bakış açısının en önemli özelliği tarihsellikten uzak olmasıdır. Akılcılık penceresinden din, tarihsel güçlerden doğan ve başka tarihsel güçlerce yıkılacak bir şey değildir. Bu bakış açısından özellikle söz ediyorum, çünkü bugün de sık sık karşımıza çıkmaktadır, özellikle de burjuva devrimcilerinde veya Aydınlanmacılarda. Bu bakış açısı her ne kadar radikal görünse de dinle mücadelede pek etkili değildir.
Sayfa 37