Roboto

Köle emeğiyle inşa edilen toplumun ikinci çelişkisi de, geçinmek için emek harcamanın özgür yurttaşlar için onursuzluk anlamına gelmesidir. Emek değersiz bir şey addedilir. Emek yalnızca köleler içindir. Antikçağın en mükemmel ve en özgür kafalarına emekle ilgili bu düşünce hükmediyordu. Üstelik bu düşüncenin başka bir sonucu daha vardı: Köle sömüremeyen özgür yurttaşlar devletin sırtından geçinmek zorundaydılar. Onlar devletten geçinen parazitler, asalaklardı. Antikçağın mülksüz özgür yurttaşı modern proletaryadan çok önemli bir noktada ayrılır. Proletarya emeğiyle bütün toplumu, yani kapitalistleri ve diğer herkesi geçindirir. Mülksüz özgür yurttaş, yani antikçağın proletaryası köle emeği sayesinde devlet tarafından geçindirilir. Devletin kendisi mülksüz özgür yurttaşların geçimi için gerekli araçları sağlayan çok sayıda köle çalıştırıyordu. Ayrıca, güçlü bir şehir olan Atina başka birçok şehri de yenilgiye uğratıp haraca bağlamıştı ve buradan elde ettiği geliri de mülksüz özgür yurttaşları beslemek için kullanıyordu. Haliyle bu tür bir şehrin varlığı sürekli olarak tehdit altındaydı. Köle emeği gibi güvenilmez temellere dayanan toplum giderek daha çok zorlukla karşılaşıyordu.
Sayfa 56
Reklam
Herakleitos'un bir başka temel düşüncesi bütün şeylerin değişiminin, karşıtlığın her zaman karşıtlıktan doğması yasasına uyduğudur; başka bir deyişle, değişim karşıtlıklar şeklinde gerçekleşir. Bunun için de çarpıcı bir mecaz bulmuştur: "Mücadele her şeyin babasıdır."
Sayfa 50
Akılcılık
Bu bakış açısına göre din akla aykırı bir şeydir ve zihinleri terk etmesi için de bilgilenme kafidir. "Akılcılık" tabirinin kaynağı din ve kiliseye karşı mücadelelerinde "aklın" bakış açısını benimseyen on sekizinci yüzyıl Fransız filozoflarıdır; onlara göre din akla aykırı bir şeydir, bir hatadır ve aydınlanma ile ortadan kaldırılabilir. Bu bakış açısının en önemli özelliği tarihsellikten uzak olmasıdır. Akılcılık penceresinden din, tarihsel güçlerden doğan ve başka tarihsel güçlerce yıkılacak bir şey değildir. Bu bakış açısından özellikle söz ediyorum, çünkü bugün de sık sık karşımıza çıkmaktadır, özellikle de burjuva devrimcilerinde veya Aydınlanmacılarda. Bu bakış açısı her ne kadar radikal görünse de dinle mücadelede pek etkili değildir.
Sayfa 37
Egemen sınıf için itaatkarlık Hıristiyanlığın değerli bir özelliğidir, ama bu tam da her işçinin reddetmesi gereken bir özelliktir. İşte bu nedenle Avrupa burjuvazisi kanaatkarlık dinini Hindistan, Çin, Afrika gibi sömürge ülkelerine ihraç etmek için olağanüstü bir çaba gösterir. Misyonerlerin Çinlilere cennete gitmek için çalışmayı, kanaatkar ve itaatkar olmayı vazetmesi İngiliz emperyalizmi açısından gayet münasip ve beğenilecek bir durumdur; bu arada kapitalist de Pazar günleri kiliseye gider ama iş günlerinde Çin'in dünyevi mallarını ele geçirmekle meşgul olur. İşte Avrupalı kapitalistin gittiği her yere viskinin yanı sıra İncil ve misyoner de götürmesinin nedeni budur.
Sayfa 35