Roboto

Bir zamanlar burjuvazi dine karşı savaşmıştı. O zamanlar kilise, devrimin karşısında örgütlenmek zorunda olduğu sınıfın bir parçasıydı, yani kilise feodalizm ve mutlak monarşiyle birlik olmuştu. Bu tür zamanlarda, ki bunlar çok kısadır, burjuvazi din karşıtı olmuş ve halkı dine ve kiliseye karşı savaşmaya çağırmıştır. Ancak burjuvazi halkın yardımıyla iktidarı ele geçirip hükmetmeye başladığı anda görüşü hemen değişir, çünkü o zaman siyasi ve ekonomik hükümranlığını desteklemek için dinin mükemmel bir araç olduğunu anlar.
Sayfa 33
Reklam
Kapitalist toplum kendi ekonomik ve toplumsal hayatını kontrol edemez, aksine bu hayatın ta kendisi her bireyi ve bütün olarak toplumu kontrol eder. Bu nedenle de kapitalist toplumun kendi ekonomisiyle ilişkisi, tıpkı Avustralyalı yerlinin yıldırımla, gök gürültüsüyle, yağmurla ilişkisi gibidir. Kapitalist toplumun bu özelliği en keskin biçimiyle ekonomik kriz, savaş ve devrim dönemlerinde görülür. Ekonomik bir krizde yüz binlerce ocak kısa zamanda sönüp gider; bireyin buna karşı direnmesi ya da kaderinden kaçması mümkün değildir. Kapitalist ekonomi buhrandan refaha, refahtan krize geçip durur, bu işleyişi durdurma kabiliyeti yoktur, kriz anını öngöremez, krizi savuşturamaz. Kapitalist toplumu ezip geçen bu felaketler, milyonlarca insanın yok edildiği, milyonlar değerinde malın mülkün yok olduğu ve kapitalist toplumun buna karşı koyamadığı savaş zamanlarında çok daha fazla etkili olur. Hiç kimse milyonlarca insanın yok edilmesini, milyonlar değerinde malın mülkün yok olmasını istemez, ama yine de kapitalist toplum kendini buna karşı koruyamayacak denli güçsüzdür. Aslında bu tür krizlerin ortaya çıkmasına ve savaşlar ya da devrimlerle çözülmesine yol açan şey kapitalist rekabetin ta kendisidir.
Sayfa 32
Ortaçağda, tıpkı yeryüzünde egemen sınıfların örgütlenmesi gibi, tanrılar da örgütlenmiştir. Feodal düzende aşağı yukarı şöyle bir örgütlenme vardır: Önce basit feodal toprak sahipleri, yani bir kont ya da dükün vassalı gelir. Düklerin bir basamak üstünde de hükümdarlar vardır. Prens, dük, kral ya da başka bir ad verilen hükümdarın üstünde en üst düzey yönetici, yani imparator bulunur. Ortaçağda tanrılar ve azizler de aynı şekilde örgütlenmişti. Önce köy azizleri ardından tek tek eyaletlerin kendi azizleri vardı. Sonra Almanya, Fransa, İngiltere gibi tekil ulusların azizlerini görüyoruz. Bu örgütlenme cennette de devam ediyordu. Çeşitli kategorilere ayrılmış melekler, başmelekler vardır ve en tepede de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh bulunur.
Sayfa 30
"bilimin temellerini ilk atanlar rahiplerdir."
İnsanların en gerekli gıda ürünlerini üretmek için olağanüstü bir çaba harcamak zorunda oldukları bir zamanda rahipler, doğrudan emeğe katılmayıp toplumsal açıdan önemli bir dizi işle uğraşan ve tam da bu yüzden doğrudan üretici emekten muaf tutulmaları gereken bir zümreyi temsil ediyorlardı. Dolayısıyla, bilimin temellerini ilk atanlar rahiplerdir. Astronominin doğuşu Mısırlı ve Babilli rahiplere kadar uzanır; geometrinin ilk kurallarını bulanlar, toprağı ölçmek, tapınak inşaatları için taslaklar hazırlamak, Nil Nehri'nin yükselmesi veya düşmesini öngörmek zorunda olan rahiplerdi. Rahipler kastı, tüm rahiplerin ve tüm dinlerin sonunu getiren felsefe ve doğa bilimlerinin tohumlarını atmıştır.
Sayfa 26