Roboto

Roboto
328 okur puanı
Aralık 2014 tarihinde katıldı
Bireysellik
"ve şimdi herkesle uygun adım yürüyordum - ancak onlardan ayrılmış olarak. deminki olaydan dolayı hâlâ titriyordum, üzerinden henüz eski demir bir trenin takırdatarak geçtiği bir köprü gibi hissettim kendimi. ama sadece içine toz kaçmış bir göz, irinli bir parmak, çürük bir diş kendilerini hissederler, bireyselliklerinin farkındadırlar; sağlıklı bir göz, parmak, diş hissedilmez - onlar yok gibidirler. birey bilinçliliğinin sadece bir hastalık olduğu açık değil mi?" Yevgeni İvanoviç Zamyatin Biz
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Birçok insan, yeni salgınların ve bulaşıcı hastalıkların yayılması gibi geleceğin dert ve tasalarının, doğrudan insanın kendisine ve doğaya yönelik kıyımının bir sonucu olarak görüyor. Ancak, pek az insan bu yıkımın nedeninin para hırsı olduğunu söyleyecek kadar cesur. En zenginlerin servetlerini daha hızlı arttırma içgüdüleri, kaynakların sonuna kadar sömürülmesine yol açıyor. Mevcut ekonomik işleyişle bu yıkım arasındaki ilişkinin genellikle üstü örtülüyor ya da inkâr ediliyor.
Sayfa 10
lord toprağın sahibi değil
Serf gibi malikânenin beyi de toprağın mülkiyetine sahip değildi, o kendisi de daha yukarıda bir başka lordun kiracısıydı. Serf, serbest köylü ya da özgür insan, toprağının tasarruf hakkını malikâne lordu adına “elinde bulunduruyor”, lord bunu bir konttan bir dükden, dük de kraldan alıyordu. Bazen iş daha da ilerilere varıyor, bir kral başka bir kralın toprağının tasarruf hakkını elinde bulunduruyordu.
Sayfa 18
serf toprağı değil, toprak serfi tutar
Köylülerin hepsi az çok bağımlıydılar. Lordlar, köylülerin lord için varolduğuna inanırlardı. Lordla serf arasında eşitlik hiçbir şekilde söz konusu değildi. Serf toprakta çalışır, lord da serfi çalıştırırdı. Lord açısından bakıldığında serfle “demesne”deki hayvanlar arasında pek fazla fark yoktu. Öyle ki, onbirinci yüzyılda bir Fransız köylüsü 38 Su’ya, bir beygir ise 100 Su’ya satılıyordu! Lord, tarlada çalıştıracağı için ihtiyaç duyduğu öküzünün kaybolmasına nasıl üzülüyorsa, serflerinden birinin kaybına da aynı şekilde üzülürdü –tarlasında çalışması gereken insan– sığırdı o da. Dolayısıyla, serf topraktan ayrı satılamazdı ama, toprağı bırakıp gidemezdi de. “Elinde tuttuğu toprağa ‘tenure’ denirdi (Lâtince ‘tutmak’ anlamına gelen ‘tenere’den) ama yasaya göre serf toprağı değil, toprak serfi tutardı.” Kaçmaya çalışır da yakalanırsa, çok ağır bir şekilde cezalandırılabilirdi; dönmesinin zorunluğu tartışma konusu olamazdı.
Sayfa 17
Serf-Köle farkı
Malikâne beyinin iradesinden bağımsız olarak bir serf, ailesini bir arada bulundurma hakkına sahipti. Köle, her yerde ve her zaman alınıp satılabilecek bir maldı ama, serf topraktan ayrı olarak alınıp satılamazdı. Lord, malikânesinin mülkiyetini bir başkasına bırakabilirdi, ama bu sadece serfin yeni bir lordu olacağı anlamına gelirdi; serf kendisi toprağında kalırdı. Bu önemli bir farktır, çünkü serfe kölenin hiçbir zaman sahip olmadığı bir çeşit güvenlik sağlıyordu. Ne kadar kötü muamele görse de, serfin ailesi, bir evi ve küçük bir toprağı kullanma hakkı vardı. Serflerin güvenliği olduğu için bazen özgür, ama şu veya bu nedenle meteliksiz, evsiz barksız ve aç-susuz bir adam, “boynuna bir urgan geçirip kafasına da bir mangır koyarak kendini (bir lorda serf olarak) sunardı.”
Sayfa 15