Köylülerin hepsi az çok bağımlıydılar. Lordlar, köylülerin lord için varolduğuna inanırlardı. Lordla serf arasında eşitlik hiçbir şekilde söz konusu değildi. Serf toprakta çalışır, lord da serfi çalıştırırdı. Lord açısından bakıldığında serfle “demesne”deki hayvanlar arasında pek fazla fark yoktu. Öyle ki, onbirinci yüzyılda bir Fransız köylüsü 38 Su’ya, bir beygir ise 100 Su’ya satılıyordu! Lord, tarlada çalıştıracağı için ihtiyaç duyduğu öküzünün kaybolmasına nasıl üzülüyorsa, serflerinden birinin kaybına da aynı şekilde üzülürdü –tarlasında çalışması gereken insan– sığırdı o da. Dolayısıyla, serf topraktan ayrı satılamazdı ama, toprağı bırakıp gidemezdi de. “Elinde tuttuğu toprağa ‘tenure’ denirdi (Lâtince ‘tutmak’ anlamına gelen ‘tenere’den) ama yasaya göre serf toprağı değil, toprak serfi tutardı.” Kaçmaya çalışır da yakalanırsa, çok ağır bir şekilde cezalandırılabilirdi; dönmesinin zorunluğu tartışma konusu olamazdı.
Malikâne beyinin iradesinden bağımsız olarak bir serf, ailesini bir arada bulundurma hakkına sahipti. Köle, her yerde ve her zaman alınıp satılabilecek bir maldı ama, serf topraktan ayrı olarak alınıp satılamazdı. Lord, malikânesinin mülkiyetini bir başkasına bırakabilirdi, ama bu sadece serfin yeni bir lordu olacağı anlamına gelirdi; serf kendisi toprağında kalırdı. Bu önemli bir farktır, çünkü serfe kölenin hiçbir zaman sahip olmadığı bir çeşit güvenlik sağlıyordu. Ne kadar kötü muamele görse de, serfin ailesi, bir evi ve küçük bir toprağı kullanma hakkı vardı. Serflerin güvenliği olduğu için bazen özgür, ama şu veya bu nedenle meteliksiz, evsiz barksız ve aç-susuz bir adam, “boynuna bir urgan geçirip kafasına da bir mangır koyarak kendini (bir lorda serf olarak) sunardı.”
Kibbutz tüm üyelerinin ihtiyaçlarını karşıladığından üyeler maaşa veya ücrete ihtiyaç duymaz. Başlangıçta kibbutz topluluğu ailenin üstünde tutuluyordu. Çocuklar grup halinde yaşıyor ve büyüyordu. Bugün çocukların birçoğu anne babalarının evinde uyumalarına rağmen günlerini yaşıtlarıyla geçiriyor. Yemekler komün halinde pişiriliyordu. Üyelere yiyecek, giyecek, barınak, sosyal ve tıbbi hizmetler sağlandıktan sonra artan kazançla yerleşim yerine yeni yatırımlar yapılıyordu.
1880'lerden 1920'lere kadar popüler olan yerleşim hareketi, zenginle fakirin birbirine bağımlı topluluklar halinde yaşamasıyla yoksulluğun azalacağını öne sürüyordu. Hareketle birlikte şehrin yoksul kesimlerinde halk evleri inşa edildi. Buralarda "yerleşim işçileri" olmaya gönüllü orta sınıflar yaşıyor ve komşularına eğitim ve hizmet veriyorlardı.