Yorumum:
Eveet sonunda filmi bitirebildim. İlk izlediğim siyah beyaz filmdi. Ayrıca sadece sessiz olması ve çok az konuşma olması da eklenince başlarda garip geldi ama biraz izleyince alıştım. Karakterin dişlilerin arasın sıkışıp sistemin parçası haline gelmesi bence asıl mesajdı. Ayrıca yemek yeme makinesi olayı da "köpek gibi çalışmalısınız"ın bence farklı bir versiyonuydu. Bunun yanında hapishanedeki yaşamın bile günlük hayata yeğ tutuluyor olması ve uyuşturucuya yapılan gönderme de iyiydi. Çünkü filmi araştırırken bu konudan bahsetmenin o dönemler için sıkıntılı olduğunu okumuştum. Bunun yanında uzun süreli kahkahalar atmadım ama güldüğüm yerler oldu. O yürüyüş bile gülmeye sebep zaten uhgıuıfdy ve sonunda her şeye rağmen kıza tebessüm etmesini söylemesi de çok hoşuma gitti.. Bir de sesini duyunca o karaktere tam da o tonda bir ses yakışırdı zaten diye düşünmeden de edemedim nedense. Modern Times böyleydi benim için. Ailecek de izlenebilecek bir film. Velhasıl öneririm :) Şahsen C. C. izlemeye devam etmeyi planlıyorum 😌 Bir de unutmadan jest ve mimiklerin, oyunculukların (ve de kızın) güzelliği daha doğrusu başarısı; konuşmadan da 1 buçuk saatlik filmi izletiyor ve duyguları da yansıtabiliyor. Belki de günümüzde eksik olan şeylerden biri de budur. Ne kadar renk olsa da özellikle de günümüz TV dizilerinin kaçı duyguyu geçirebiliyor acaba?? Tartışılır..

s.âye.

@faydasizfaylozof
·
Charlie Chaplin izleyelim!
Selamlar millet! Geçen günlerde okuduğum bir edebiyat dergisinde Charlie Chaplin ve onun, dönemine göre oldukça cesur olan Modern Times(1936) ile the Great Dictator(1940) filmlerine yer verilmişti ve ilgimi çekti. Şuraya merakınızı celbetmek amacıyla ilk film hakkında birtakım bilgiler bırakacağım. Diğer filmi ise başka bir iletide ele alacağım. Ve aklımda Chaplin'in biyografisine de bir göz atmak var, o da bir başka iletiye inşallah. Şimdi biraz fikir sahibi olalım. Buyurunuz 🫴🏼 •Film, "kültürel, tarihi veya estetik açıdan önemli" olduğu gerekçesiyle dünyanın en büyük kütüphanesi olan Kongre Kütüphanesi tarafından Ulusal Film Arşivi'nde korunmak üzere seçilen ilk 25 filmden biri olma şerefine nail olmuş. •Filmdeki cesurluğun asıl sebebi işlediği konu çünkü 1919 Ekonomik Buhran sonrası insanın "makineleşmesi" ve ilginç(?) bir şekilde de aynı zamanda "koyunlaşması" eleştiriliyor. •Filmde kullanılan hüzünlü tema müziği bizzat Charlie Chaplin tarafından bestelenmiş. Daha sonra ise söz eklenerek "Smile" adını almış ve Joker filminde kullanılmış. Michael Jackson'la özdeşleşen "moonwalk"un tabiri caizse bebeklik adımları da bu filmde atılmış. •1920'lerin sonunda başlayan "sesli sinema" furyası üstünden baskı yapan stüdyolara olabildiğince direnen Chaplin, bu filmde ilk kez sesini kullanmış. Ancak yapılan baskıyı protesto etmek amacıyla "uydurma bir dil"de "Saçma Şarkı"sını söylemiş Ayrıca böyle yaparak aslında "alın size ses ama ben yine kendi bildiğimi okuyacağım" da demiştir bir bakıma. Bunun yanında şarkının sözleri anlamsız fakat Fransızca ve İtalyanca kelimeler içeriyor gibi görünmekte. Komik etki için kasıtlı olarak yarı anlaşılır kelimelerin kullanılması da the Great Dictatör'deki Adenoid Hynkel'in konuşmalarına -ki bu karakter Hitler'in parodisidir-
Sen Diclesin, ben Fırat... Ne kadar asi olsak da kaynağımız aynı Ne kadar uzun aksak da varacağımız menzil aynı Velhasıl sen bensin, ben senim ey yâr Ensari Toprak
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
El olduk efendim, Velhasıl ziyân olduk, Ziyâdesiyle.
1000Kitap
El olduk. Velhasıl kelam Ziyan olduk Ziyadesiyle Turgut Uyar
Bonus olsun bu;)
Küçük bir duraklama… Bir fark ediş, bir kendini tanıma hâli. Günün telaşında kaybolmuşken, bir fincanı insanı kendi varlığıyla buluşturur; huzuru hatırlatır. Velhasıl, kahve… Kahve gözlerinin hatırınadır; yoksa kırk yılın garantisi yok!
Kapak Kızı İmge: Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, görüntüsü. Sözlük anlamı bu olsa da bence imge sadece bu değil.Hissiyatın tabirinin kelimelerle vücut bulmuş hali hatta bir tür beyin oyunu veya bulmaca... Kitabımı okurken o kadar çok şeyi sorguladım ki... Bir durumu tasvir etmek için hangi koşulların olması gerekir? Bazılarına göre sevmek yalnızca dış görünüşe bağlı bir eylem midir? Eğer kalben ve zihnen bir sevgi, en önemlisi de sadakat yoksa kalpteki niyet ile beyindeki istikrar ebediyen birbiri ile uyuşamıyor mu? Sevmek veya bir insanın içinde bulunduğu hayatı hatta hayat arkadaşını tabiri caizse sadece nefes alan biri olarak görüp sevmeden kendini oyalamak insan psikolojisinde hangi gerekçelerle gerçekleşir veya illa bir gerekçe olur mu? Katalogda gördüğü kadına sırf onu t*hrik ediyor diye dakikada sempati duyan ama daha hayatındaki insana bile saygı duyamayan biri aslında gerçekten hiç sevmemiş midir? Her şey gibi kendini tanımamış olmak da bir tür imge ile ifade edilebilir mi? Kendime okurken sorduğum soruların yalnızca birkaçı... Bana kalırsa yalnızca çok iyi tanıdığın,sevdiğin,bildiğin insanı,olayı tasvir ve tabir edebilirsin.Bilinmezlikleri anlatabilmek için biraz yaşamak gerekir. Ama bu kitapta karakterimiz olan Bünyamin karısını bir "hiç" olarak görüp ç*plak kadın dergilerinde gördüğü başka bir kadına pat diye sempati duyuyor başka bir deyişle onu arzuluyor yetmezmiş gibi arkadaşlarıyla bunun üzerine konuşup katalogdaki kadını karısı ile kıyaslıyor ve bunun nedenini bence pek de bilmiyor veya daha kendini bile tanımıyor. O da olabilir bilmiyorum. İnsan hiç mi sormaz kendine ben kimim ve neden diye? Bu noktada belki de kitap okurken kendimize her defasında sen ne yapardın? Dememek gerekir çünkü kendime bu kadar