Kerim Kitabımızdaki nice surelerin ve ayetlerin tecelligâhı, nice kıssaların zuhur yeridir. Kudüs'te Âl-i İbrahim'le kucaklaşır, Âl-i İmrân ile kaynaşırsınız. Hz. Meryem mihraptan gülümser size, Hz. İsa ve havariler ile son akşam yemeğinde buluşursunuz. Hz. Zekeriyya'nın duasına el açar, Hz. Yahya'nın kulluğuna hayran olursunuz. Nebi Musa ile çölde karşılaşır, Hızır'la yolculuğunun serencamını dinlersiniz. Hz. Dâvûd'un Zebur okuyuşuna kulak verir, Hz. Süleyman'la mabedin ihtişamını seyre dalarsınız. Hz. Yakup ile Yusuf'a gözyaşı döker, kavuştukları gün vuslatın sevincini yaşarsınız. Alemlere rahmet Yüce Resûlumüzün imametinde enbiya efendilerimizle saf tutar, onu sırtında taşıyan Burak'a imrenerek bakarsınız. Velhasıl Kudüs size sıla olur ve siz ezelden Kudüs'lü olduğunuzu anlarsınız.
Sayfa 226 - DİB·Kitabı okuyor
Din
"Velhasıl... mekanik ve tam manasıyla ruhsuz bir âlemde imanı yitirdik. İnanç namına elimizde kala kala gösterişçilik, şarlatanlık ve inkar kaldı. Evet, inkarcılık artık ahireti değil, yeni bir manaya kavuşan dünyayı reddetmektir.
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne olur yani, yaşlı kaptanın biri, "al şu süpürgeyi de güverteyi temizle," derse bana? Çok mu ağır bir hakarettir bu? Kaç dirhem gelir İncil'in terazisinde? Cebrail'in gözünden mi düşe­rim, adamı saydım, dediğini hemen yaptım diye? Köle olmayan var mı bu dünyada, sorarım size? Velhasıl, yaşlı kaptanlar bana istedikleri kadar cart curt etsinler, beni istedikleri kadar itip kaksınlar, bunda bir kötülük görmem. Bilirim ki, herkesin başı­na gelir bu - ister fizik açısından olsun, ister metafizik açısından. Dünyanın düzeni bu. Tüm insanlar böyle itilir kakılır. Herkes birbirinin sırtını sıvazlayıp, alınyazısına katlanmalı.
Velhasıl yanan bir kalp, ağlayan bir çift göz bütün hayatın sermayesidir.
Sayfa 70
Alıntı
HEPİMİZ EŞİTİZ AMA BAZILARIMIZ BİRAZ DAHA EŞİT!..
(...) 1990’ların ortasında emperyalizmin “demokrasi dayatması”nı ve onun yukarıdan aşağıya manzarasını anlatıyor. Tıpkı bugün. Ne tesadüf, bir maden ocağı örneği de var. Diyor ki, sen evinde vatandaşına arslan kesilirsen, mahallede sana arslan kesildiklerinde de ağlamaya hakkın olmaz! __Şöyle: "Netice şudur: Batı’nın demokrasiyi dayatması, herkesin eşit olarak haklardan istifade edeceği bir dünya bütünlüğü için değil, George Orwell’ın ünlü eseri “Domuzlar Diktatoryası”nda geçtiği gibi, “hepimiz eşitiz ama, bazılarımız biraz daha eşit” anlayışı çerçevesinde bir düzene boyun eğdirme zorbalığıdır. İşi biraz daha açmak istersek, bizdeki anayasa ve kanunların herkes için geçerli hükümleri önünde, sayısız “adamına göre muamele” örneklerini hatırlatmak yeter. Düşününüz ki, Genelkurmay -eski- Başkanı Doğan Güreş’in oğlu asker kaçağı, Savunma Bakanı Mehmet Gölhan’ın oğlu asker kaçağı; ama “boğazına kıl kaçtı” hesabı uyduruk bir raporla askerlik mükellefiyetinden kaytaran bu çocuklar, bunu dünya âlem bilirken, hukuku da kendilerine uyduran babaları sayesinde halk çocukları ile “kanun önünde eşit” oluyorlar. Başbakan Tansu Çiller’in oğlu, annesinin yalısının karşısında asker; yâni biraz daha asker!.. Şu ân Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in, kardeşi, yeğeni, kayınbiraderi, velhasıl sülâlesi, 30 yıl bin bir türlü para yolsuzluğuna bulaştı, Demirel’in kendi adı yolsuzluk olaylarına karıştı, ama alayı tertemiz!.. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğulları, kızı, karısı ve sayısız maiyeti sayısız dalaverelere karışarak menfaat temin ettiler; küçük oğlunun arabasını kullanan ve şantaj yoluyla para sızdırmak için giden ekipte bulunan bir polis, aldıkları ihbarı değerlendiren ve kimin önünü kestiklerini bilmeyen bir polis ekibini taradı, bir komiser öldü, üç polis yaralandı…
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -VI-, 16 Mayıs 2014, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti