AMA DÜNYA YİNE DE DÖNÜYOR
İtalyan fizikçi ve astronom Galileo Galilei, ilk astronomik teleskobu 1609 yılında Venedik'te yapmıştır. Bu yakınlaştırıcı dürbünle Ay'ı, Güneş'teki lekeleri, Satürn'ün halkalarını, Jüpiter'in uydularını incelemiştir. Galilei, Dünya'nın o dönemde kilisenin savunduğu gibi yerinde sabit durmadığını, aksine Güneş'in etrafında döndüğünü keşfetmiştir. Vatikan, dünyanın "evrenin merkezi" olduğuna ve dönmediğine, sadece Güneş'in döndüğüne inanırken Galilei'nin bu gerçekle ortaya çıkması, 1630 yılında Engizisyon Mahkemesi'nde ifade vermesiyle sonuçlanmıştır. Papa 5. Paul'un döneminde gelişen bu olay, kilisenin Galilei'yi ikna etmesiyle örtbas edilmeye çalışılmıştır. Galilei, "Kopernik Sistemi" olarak bilinen bu sistemi savunmayacağına dair söz verip ant içse de kilisenin cezasından kurtulamamış ve suçlu bulunmuştur. Kilisenin aldığı karara göre Galilei üç yıl papalığın gözetiminde bulunacak ve her hafta bir kere pişmanlık ilahilerini yüksek sesle okuyacaktır. Ancak Galilei'nin yargılanmasının ardından "Ama dünya yine de dönüyor!" diye mırıldanması tüm bu cezalara rağmen fikrinin değişmediğini gösteren önemli bir söz olarak tarihe geçmiştir.
Kürsüde şiir, Camide aşır
Tahtı uğruna öz çocuklarını, Öz kardeşlerini, En yakın akrabalarını bile kılı kıpırdamadan öldürtenlere hayran olanlardan, Bebek katili canileri kendilerine rol model görenlerden — Adalet, Merhamet bekleme sakın. Vatan, millet, Sakarya, Ezan dinmeyecek, bayrak inmeyecek dediklerine sakın aldanma! — Koltuk aşkı dinleri, Bizans entrikaları huyları olmuş bunların. Haksız yere bir tek cana kıyan, bütün insanları öldürmüş gibidir" Maide 32 ikazına kulak tıkayanların kürsüde şiir, camide aşır okuması aldatmasın sizi. "İblis, işine gelirse kutsal metninden de alıntılar yapar"* çünkü. 🖋 Mustafa TULUKCU ●●● * Shakespeare — Venedik Taciri
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İsmail Ankaravî (Rusûhî), Kadızadeliler gibi dinde tasavvuf karşıtı püriten bir hareketin yükseldiği en tehlikeli dönemde Mevleviliğin entelektüel kalesi oldu. Yazdığı Mecmûatü'l-Letâif ve Matmûatü'l-Maârif (7 ciltlik dev Mesnevi Şerhi) o güne kadarki tüm şerhleri aşan bir şaheserdi. Ancak Ankaravî dışarıya karşı Mevleviliği savunurken, içeride çok ciddi bir tasfiye ve kıskançlık çemberindeydi. Kulekapı postu (şeyhliği) Mevleviliğin Pera'daki vitrinidir. Sırrî Abdi Dede, finansal gücüyle bu makamı kesin gözüyle beklerken Konya'daki Çelebi’nin dışarıdan Ankaravî’yi ataması, İstanbul'daki yerleşik derviş aristokrasisini sarstı. Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin (1623) kuruluşundaki Venedik kerestesi ve Avrupa mermeri detayları, Abdi Dede'nin Konya'ya karşı bir "gösterişçi meydan okumasıydı". "Siz bana Galata’yı vermediniz ama ben kendi servetimle payitahtın en pahalı semtinde, Yenikapı'dan bile daha ihtişamlı bir merkez kurarım" mesajıydı bu. Konya’nın bu tek taraflı hamleye kızıp "Yıkın!" emri vermesi, tasavvufi teslimiyetten ziyade merkezi otoriteyi koruma refleksidir. Yenikapı Şeyhi Sabuhî Ahmed Dede’nin Sırrî Abdi’nin yanında durması ise tamamen Galata’nın (ve dolayısıyla Ankaravî’nin) İstanbul’da tek güç olmasını engelleme stratejisiydi. Ankaravî hem entelektüel dehasıyla hem de Konya'nın desteğiyle gelmişti; Yenikapı ve Kasımpaşa ise yerel elitlerin desteğine sahipti. 1866 yılında kurulan Meclis-i Meşayıh (Şeyhler Meclisi) ile tarikatlar devlet bürokrasisine bağlanınca, İstanbul'daki güç dengesi tamamen değişti. Konya uzak bir taşra merkezine dönüşürken, Yenikapı Mevlevihanesi sarayla, bürokrasiyle ve Meclis-i Meşayıh ile kurduğu organik bağlar sayesinde Mevleviliğin Asitanesi haline geldi. Yenikapı tayfası güç tekelini eline alınca, geçmişteki o 17. yüzyıl rekabetinin
Tarih
MENZİLSİZ ROTA
İnsanlık, tarih boyunca uzaklıkları birbirine bağlayan yollar kurdu. Bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya, bir bilgiden yeni düşüncelere, bir çağdan başka bir çağa uzanan bağlantılar inşa edildi. Çünkü medeniyet, insanların, bilgilerin ve kültürlerin hareket edebildiği yerlerde büyüdü. Ve belki de her yeni yol, insanlığın duraklamaya karşı geliştirdiği bir savunma biçimiydi. MÖ 2. yüzyılda şekillenmeye başlayan İpek Yolu, dönemin en büyük bağlantı ağlarından biriydi. Çin’den Orta Asya’ya, İran’dan Anadolu’ya ve Akdeniz’e uzanan; yön değiştiren, bölünen ve yeniden birleşen devasa bir ağdı. Bu hat üzerinde yalnızca ipek taşınmıyordu. Baharatlar, kâğıt, bilim, inançlar ve kültürler de bu ağ boyunca hareket ediyordu. Bu nedenle Semerkand, Buhara, Tebriz, Bursa ve Venedik; kervanların durduğu, ticaretin yön değiştirdiği ve farklı yolların kesiştiği başlıca merkezler hâline geldi. Bu hareketin kesintisiz sürmesi için kervansaraylar inşa edildi. Kalın taş duvarlarla korunan bu yapılar yalnızca konaklama alanları değildi. Tüccarları, değerli malları ve yollar boyunca taşınan bilgiyi koruyan güvenli geçiş noktalarıydı. Akışın durduğu yerde yalnızca ticaret değil, medeniyet de yavaşlardı. Fakat hiçbir sistem sonsuza kadar aynı kalmadı. Zamanla eski yollar, büyüyen bu akışı taşımakta zorlandı. Yolculuklar uzadı, güvenlik azaldı, yollar kırılganlaştı. İnsanlık daha hızlı ve daha büyük rotalar arayarak yönünü denizlere çevirdi. Bir dönem çölleri aşan kervanlar yerini okyanusları geçen gemilere bıraktı. Ancak okyanuslar da yetmedi. Yollar karadan denizlere, denizlerden görünmez ağlara uzandı. Zamanla bu ağların merkezine yalnızca mallar değil, bilgi de yerleşti. Bugün ise eski ticaret yollarının yerini veri ağları alıyor. Kervansaraylar veri merkezlerine, fiziksel hareketler
1000Kitap
Othello Hakkında
Bir kısımda okuyunca dikkatimi çekti. Othello şöyle söyler; “ Osmanlı donanması battı. Sahi, adadaki eski dostlarım ne âlemdeler?” Osmanlı donanmasının bahsedildiği bu kısım 1570-1571 yıllarında Osmanlı- Venedik savaşında zafer Osmanlı’dan yana olsa da Othello tiradında bir fırtınanın gelip Osmanlı donanmasını çökerttiğinden bahseder. Shakespare o dönem Kıbrıs artık Venediklilerin değilken onların yönetimindeymiş gibi anlatmış. Yani bu kısımlar tamamiyle bir hayal ürünüymüş. Bilginize..
Shakespeare
Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih. Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa... Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!