"Ben yalnızca huysuz olmayı değil, hiçbir şey olmayı da beceremedim. Ne huysuz, ters biri olabildim, ne iyi, ne aşağılık, ne dürüst, ne kahraman, ne de bir böcek... Şimdi köşeme çekildim, hiçbir şey olmayı başaramamış, yalnızca bir aptal olabilmiş akıllı biri (hiçbir şeye yaramayan) olduğum için öfkeli bir teselliyle kendimi avutuyorum."
"Her an (en huysuz, öfkeli olduğum anlarda bile) büyük bir utanmazlıkla, yalnızca huysuz, hatta öfkeli biri olmadığımı; kimseyi, kuşları bile ürkütemeyeceğimi, bununla ancak kendimi avuttuğumu bilmemdi. Öfkeden ağzımdan köpükler saçıldığı bir anda oyuncak bir bebek ya da bol şekerli bir çay getirin, hemencecik yumuşayıveriyordum. Hatta, sonra kesinlikle, öfkemden dişlerimi gıcırdatarak, utancımdan birkaç ay geceleri uyuyamayacak olsam da, o anda sevecen davranırdım size. Öyle biriydim işte..."
-SPOILER-
Öncelikle, herkesin bu kitabı hayatında en az bir kez okuması gerektiğini düşünüyorum. Anlatılmak istenen olayı, Gregor'un duygularını gerçekten anladığınızda bu kitabın size çok şey kattığını anlayacaksınız çünkü.
Gelelim benim kitap hakkındaki düşüncelerime.
Gregor'a o kadar üzülüyorum ki... Aslında yaptığı her şey ailesini ve başkalarını korumak, onları rahatsız hissettirmemek için ancak kimse olaya Gregor'un tarafından bakmıyor. Sadece onun kötü olduğunu düşünüp buna göre tepki veriyorlar.
Kısaca, bana göre hikayede yanan tek kişi Gregor oldu. Ayrıca bu kitapla birlikte "Aileniz sizi her koşulda, ne olursa olsun sever." Gibi sözlerin her aile için geçerli olmadığını görmüş olduk. Gregor, yaşamının son anına kadar sadece ailesini düşündü ancak Samsa ailesi onun ölümünü bile umursamadı. Ona yaşarken saygı duymamalarının yanında, ölüsüne de saygı duymadılar. Üstüne üstlük o ölünce, sanki bunu hak etmişler gibi, kendilerini ödüllendirdiler. Gregor Samsa, başına gelen hiçbir şeyi hak etmedi. Kaderine, ya da kadersizliğine, en çok üzüldüğüm karakterlerden biri oldu.