Her asrın sofileri kendilerini eski zaman sofilerinden eksik gör-müşlerdir.
İmam Kuşeyri hicri 437 senesinde yazmış olduğu meşhur Ri-sale'sinde şöyle der:
"Ey kardeşlerim! Biliniz ki bu sofi taifesinin muhakkikleri, bu dünyadan göç edip gitmişlerdir. Zamanımızda ancak onların eserleri kalmıştır." Sonra şu şiiri zikreder:
أما الخيام فإنها كخيامهم * و أرى نساء الحي غير نسائهم
"Onların çadırlarına benziyor çadırlar, Läkin o köyün kadınları değil kadınlar."
Sonra şöyle devam eder:
"Tarikatta fetret (gevşeklik) hâsıl oldu. Hayır, bilakis tarikatın eseri kayboldu. Kendileriyle hidayete erilen şeyhler göçüp gitti. Vera' (takva) yok oldu, dünyaya tamah arttı. Şeriatın hürmeti kalplerden çıktı. Hatta günahlara ve şehevâta fazla aldırmamak maharet oldu..."
İmam Kuşeyri o zamanda böyle söylemişse bu gariplik ve acaiplik asrı olan h. 10. asrın ikinci yarısında kim ne diyebilir? Ben Allah'a hamdolsun yetmiş civarında şeyh gördüm. Hepsi kalplerindeki keder ve sıkıntı ile öldüler; adam akıllı bir mürit bulamadılar. Felâ havle...
Denizi bir yatak, gökyüzünü bir yorgan say Vera,
Uçsuz bucaksız oluşları seni sarmalasın
Denizi bir bilmece say, görünüşünün sadeliği, içinde barındırdığı alemleri seni şaşırtsın
Martıyı bir rehber say Vera,
Hiç vazgeçmeden rızkını arayışını, denizin üzerinde saatlerde yayılışını hem sanatçı hem işci oluşunu izle
Bir yaz yağmuru yağdı içime
ezildi iri üzüm taneleri camlarımda
gözleri kamaştı yapraklarımın
Bir yaz yağmuru yağdı içime
gümüş güvercinler uçtu damlarımdan
koştu yalnayak toprağım
Bir yaz yağmuru yağdı içime
tramvayıma atladı bir kadın
ak baldırları ıslak
Bir yaz yağmuru yağdı içime
içimdeki kederi serinletmeksizin
Bir yaz yağmuru yağdı içime
ansızın başladı dindi ansızın
eski yerinde duruyor sıcaklık
kör demiryolunda paslı kalın
Nazım Hikmet