"Üzüldünüz, hepinizin bakışları değişti. Neşeden birdenbire el çektiniz." diye söze başladı. "Doğum düğünümüze sanki kıtlık yılının gölgesi düştü. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Şerbetlerin dağıtılması unutuldu. Köleler, cariyeler gazabımızı hedef olmamak için çekildiler. Oyuncular giyindi. Çalgılara kılıfları geçirildi. Kapıda bekleşen yoksullar kısmetlerini başka yerlerde aramaya koştular. Kurban develerinin süsleri koparıldı. Ocaktaki yemekler yanmaya bırakıldılar. Daha da çok şeyler yapacağız. Niçindir bu? Kız yerine oğlumuz doğsaydı çöl bile yerinden oynayacaktı. Sevincimiz Mekke'nin sınırlarını aşacaktı. Bana ne derseniz deyiniz sözlerimi nasıl karşılarsanız karşılayınız. Ben sevindim dostlarım. Şimdi kınadığımız yavru ele dile geldiği vakit hareketleriyle gam dağıtacağız. Sonra evimizi çekip çevirecek. Hele daha ileride, günü gelince o da bir yatağa konacak, doğuma hazırlanacak. Anne olacak. O zaman onu kınayan yüreklerimiz, sevgisiyle dolacak. Annem doğduğu vakitte böyle olmadı mı? Annelerinizi hatırlayın. Uğurlarına canınızı vereceğiniz o kadınlar hayata gözlerini açtıklarında horlanmadılar mı? Yetsin artık onlara kötü davranışımız. Kız doğsun, oğlan doğsun hayırlısını dileyelim. Şer dolu bir erkekten, uğur dolu bir kadın üstündür. Bana uyar, beni dinlerseniz meclisimizi tekrar şenlendirelim."