Nizar Kabbani

Nizar Kabbani

Yazar
8.8/10
46 Kişi
·
181
Okunma
·
80
Beğeni
·
7753
Gösterim
Adı:
Nizar Kabbani
Unvan:
Arap şair, yazar ve diplomat
Doğum:
Şam-Suriye, 21 Mart 1923
Ölüm:
Londra-İngiltere, 30 Nisan 1988
Arap dünyasının en tanınmış şairlerinden biridir.Suriye'de varlıklı bir Şamlı ailenin çocuğu olarak 21 Mart 1923'te doğdu. Şam Üniversitesi'nde hukuk okudu. Dışişlerinde çalışmaya başladı . İlk kitabı Esmerim Anlattı Bana (1942) henüz on dokuz yaşındayken yayımlandı. Bu kitapla kazandığı şöhreti her geçen yıl arttı. Ülkesini birçok Avrupa ve Asya başkentinde diplomat olarak temsil eden Kabbani, yönetimle olan uyuşmazlığı nedeniyle görevinden istifa etti. Kendisi bazı kaynaklara göre Adonis'le birlikte yaşayan en büyük Arap şairi olarak görülür.

Bir aşk şairi olarak tanınan Kabbani, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra Arap şiirinde çağ açıcı bir rol oynamıştır. "Gerileme Kitabına Dipnotlar" şiiri Beyrut'ta Al-Adab dergisinin Ağustos 1967 sayısında yayımlanır yayımlanmaz bütün Arap dünyasında yasaklanmış ve Arap edebiyatının ilk samizdat örneği olarak gizlice elden ele dolaşmaya başlamıştır. Bu şiirin yayımlanışı aynı zamanda Al-Adab Al-Huzarani (Haziran Edebiyatı) akımını da doğurmuştur. Haziran Hareketi'nin kurucusu ve önde gelen şairi Kabbani, gerek 1950'lerdeki şiirde sadeleşme hareketinde, gerekse 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından patlayarak çığ gibi artan politik şiirde Arap şiirinin yol göstericisi olmuştur.
Ah... Ey ihanetler nesli..
Ey uşaklıklar nesli..
Ey pislikler nesli..
Ve ey fuhuş nesli..
- Tarih ne kadar ağırdan alsa da -
Taş atan çocuklar
Kökünüzü kazıyacak
Nizar Kabbani
Sayfa 49 - Çeviri: Kemal Yüksel
Rabbim:Bir kıyısı var her yaranın
Benimse yaralarım kıyısız...
Hiçbir sürgün dağıtmaz vahşetimi
Sürdükçe içimdeki büyük sürgün
Nizar Kabbani
Sayfa 20 - İz Yayıncılık
Özgürlük su gibi sözcük;içine döküldüğü kabın biçimini alır.
Onu düz bir kaba koyarsanız düz olur.
Yuvarlak bir kaba koyarsanız yuvarlak olur.
Kendi halinde bırakırsanız bir Çingene'nin saçları gibi dağılır,çılgınlığının önüne kimse geçemez.
Ey çocuklar
Okyanus'tan Körfez'e dek
Umut başaklarısınız siz
Sizsiniz zincirleri kıracak kuşak
Başlarımızdaki afyonu öldürecek
Gölgeyi geberteceksiniz

Ey çocuklar, iyiler sizsiniz artık
Temizler sizsiniz, çiy gibi, kar gibi temizler
Bizim bozguna uğramış kuşağımızı okumayın çocuklar
Hüsrana uğrayanlarız biz
Bir karpuz kabuğu gibi değersiz
Çürümüşüz biz, çürümüşüz nallar gibi
Bizim haberlerimizi okumayın
Okumayın eserlerimizi bizim
Fikirlerimizi kabul etmeyin
Kusmuk, firengi, öksürük çağıyız biz
Dalavere, cambazlık kuşağıyız biz

Ey çocuklar
Ey bahar yağmurları, ey umut başakları
Derin hayatımızda bereket tohumlarısınız
Bozgunu bozguna uğratacak kuşak sizsiniz.
Nizar Kabbani
Sayfa 102 - İz Yayıncılık
110 syf.
·1 günde
21 Eylül 2019 Cumartesi
08:29

Nizar Kabbani Arap dünyasında direnişin şairidir,
Şam'dan Beyrut'a Kudüs'ten Gazze'ye Bağdat'tan Kahire'ye kadar çığlıkları duyulan ve kalan tüm Arap ülkelerine ulaşmaya çalışan bir sestir Kabbani.

Siyasî açıdan Fransız mandası olaylarının Şam'ında yaşayan Nizar Kabbani'nin babasının evi direnişin ana merkezlerindendi. Politik bilinç anlamında babasından etkilense de, onun üzerine gölgesi düşen asıl kişi, oyun yazarı ve besteci olan büyük amcası Ebû Halîl Kabbânî (1835-1902) idi. “Modern Suriye tiyatrosunun kurucusu” olarak anılan Ebû Halîl Kabbânî’den aldığı edebiyat ve sanat ilhamı, genç Nizâr’ın karakterini şekillendiren ana unsurlardan biri olacaktı.

Şairliğinde siyasi boyutunu belirleyen emperyalizme karşı mücadele olmuştu.
Duygusal boyutunu oluşturan ağır darbeler alan Kabbani 15 yaşındayken, kendisinden 10 yaş büyük ablası Visâl, sevmediği bir adamla evlendirilmeye çalışıldığı için intihar etti. Birçok şiirini, ablasının trajik ölümünden sonra duyduğu üzüntü nedeniyle kaleme aldı. Sonra ilk evliliğinden (kuzeni ile evlendirilmişti) olan Tevfik adındaki oğlu 25 yaşında Kahire'de Tıp okurken hayatını kaybeder, sonra ikinci eşi ve onun asıl hayat arkadaşı olan Belkıs Beyrut'ta Irak büyükelçiliğine yapılan bombalı saldırıda hayatını kaybeder. Bu olaylar Nizar Kabbani'nin hayatına ağır darbeler vuracaktır. Çocukken Fransız işgali ile yargılanan babası ve halkı... Evlenince bombalı bir olayla ölen sevgili eşi..

Nizar Kabbani'nin Suriye'de çekilip hayatını anlatan diziye YouTube üzerinden ulaşabilirsiniz. https://youtu.be/GsbjhgTvlCk
Onun şairlik hayatı ve çocukluğunun çalkantılı Şam'ına Arapça bilip göz atmak isteyenler bu diziyi izleyebilir.
Edebiyatla dolu olan ve her bölümde Kabbani'nin olağanüstü şiirlerinin yer alması çok hoşuma gidiyor.

Kabbani ve Beyrut

Diplomatik görevi sona eren Kabbani Beyrut'a taşınır. Beyrut adına şiirler yazar ve bu denemesini de kaleme alır. Bu kitapta Kabbani Beyrut'u bir kadın gözünden sunuyor bize oradaki iç savaşın öncesindeki hayata değinen Kabbani işçi sınıfı ve genel itibariyle yoksul halkın durumuna boyun eğdiyini zenginlikleri ile tıka basa doymuş olanların ise hallerinden gayet memnun olduklarını ifade eder.

Savaştan önce özgürlüklerin kenti Beyrut'u şöyle anlatır bize:

"Gözlerimi dünyaya açtığımdan beri özgürlüğümü verdiler bana.
Arap dünyasında üniversiteye giren, mayo giyen, erkeklerle konuşan, benliğini keşfeden, bedenini keşfeden ilk genç kız ben oldum."

Beyrut ekonomik olarak lüks içinde yaşayanların mekanlarının olduğu yerler ile onların hemen dibindeki mahallelerde yaşayan sefil insanların olduğu sınıf ayrımının keskinleştiğu bir kenttir burjuva dünyasına eleştirisini okuyalım;

"Kozamım içinde ipek böceği gibi uyuyorum.
Kireçli kalın kabuğumun içinde bir deniz hayvanı gibi uyuyorum.

Ne sesler ulaşıyor bana, ne haykırışlar.

Ne tarih ulaşıyor bana, ne yangınların dili buluyor beni.

Sarsak Çarşısı yanıyor.
Nerde bu Sarsak Çarşısı?
Ben orayı bilmiyorum.
Ben tüm giysilerimi Clemanceau Caddesi'nin yahut El-Hamra Boutique'lerinden alırım."

Sınıf ayrımına değindiği bir alıntı daha yapayım:

"Niçin hüzünleyim Nuriye Pazarı için benim onunla isim yok ki. Ben otomobilimi her cumartesi herhangi bir süpermarketin önünde durdururum. Arabayı dondurulmuş sebzelerle, Arjantin'den gelme etlerle, Fransız peynirleriyle, İtalyan konserveleriyle doldururum.

Yoksullar niçin benim yaptığımı yapıp süpermarkete gitmiyorlar?

Yoksullar niçin Nuriye Pazarı için ağlıyorlar?

Şaştım kaldım."


(Nuriye Pazarı yoksul halk için ucuz eşyaların satıldığı bir çarşı )

Sıra alt tabakanın uyanışına ve özgürlük taleplerine gelince Beyrut durumu şöyle anlatıyor:

İşte lanetli Karl Marks...
Kim izin verdi Lübnan'a gelmesine?
Hangi Lübnan konsolosluğu giriş vizesi verdi ona?
Niçin kontrol etmediler çantalarını havaalanı gümrüğünde?
Bu lanetli Karl Marks evimizi yıktı, kadınlarımızı dul koydu, çocuklarımızı yetim kıldı. Lübnan toplumunun tarihsel bağlarını kopardı.

Onu asla sevemem. Asla sevemem onu.

....

Allah'ın yarattıklarına neden karışıyor Karl Marks? Neden tanrısal gidişi değiştirmeye kalkışıyor?

Geceyi ve gündüzü yarattığı gibi yoksulluğu ve varsıllığı yaratan Allah'tır. Acıbakla ve sanleblebi yiyenleri yaratan da O'dur; havyar ve şatobriyan yiyenleri, Napolyon konyağı içenleri de...
...
Lanetli Karl Marks gelmeden önce hayat yağ ile bal idi. Herkes Allah'ın verdiği kısmete razıydı.

Karl Marks bizi şereflendirdikten; seyyar satıcıların, inşaat işçilerinin, liman hamallarının, servis şoförlerinin, sakız ve piyango bileti satıcılarının dostu olduktan sonra; işçi sendikalarına, öğrenci birliklerine üye olduktan sonra her şey sarsılmaya başladı. Ayaklar, düşük insanlık koşullarının değişmesini istemeye başladı. Öfke patladı. Mazlumlar zulümlerden Allah'ın sorumlu olmadığını kavradılar. İnsana zulmeden, derisini yüzüp yiyen yine insandı.

Bu aydınlanma hareketi kurulan Sosyalist partiler, komünist partiler onlara karşıt kurulan radikal İslami partiler mevcut yönetim ve dış kışkırtmalar sonucu yıllar 1970'lere dayandı ve artık Lübnan'a iç savaş geliyordu Beyrut bunu şöyle idade eder:

"Yetmişlerde uyandığımda yeryüzünün ezilenlerini odamın pencerelerine arbışır, yatağımın altından çıkar buldum."

Ve Lübnan'ı değerli resimler, masal motifleri taşıyan yeşil bir Kaşan Seccadesine benzetir oluşan siyasi oluşumları ise ona sahip olmak isteyenler olarak nitelendiririr şimdi bu seccade üzerinden Lübnan'ın iç savaşına bir göz atalım:

"Seccadenin üzerinde birbirlerini boğazlıyorlar ve fıstıkiye kan kızılı karışıyor. Öyle ki en yetkili uzman bile seccadenin asıl rengini bilmemekte mazur görülebilir.

Onlar, üstünde saldırgan, vahşi, öldürücü bir savaşa tutuşuyorlar, ellerindeki silahlardan daha tehlikeli öldürmelere girişiyorlar. Öyle ki kurşun, füze ve bomba delikleri, üzerindeki nakışlardan daha çok oluyor.

Mülkiyet ve miras konusunda anlaşamıyorlar. Birincisi, ortasını istiyor. İkincisi kenarlarını istiyor. Üçüncüsü püsküllerine hayran kalıyor. Dördüncüsü cebinden bir makas çıkarıyor. Sorunu çözmek için onu bir kalıp peynir gibi eşit parçalara ayırmakla tehdit ediyor.

Ben sormak istiyorum; öldürüşenlerin ne kazancı olacak sonunda, parçalanmış, makaslanmış, yakılmış bir seccadeden?

Bir milyon kurşunla delinmiş bir seccadeyi kazanan, ne yarar sağlar?

Herkesi alır bu seccade; herkesi sarmaya, herkesi mutlu etmeye yeter. Lübnanlıların tarihsel miraslarından, ulusların kalan, sahip oldukları son şey bu seccade. Şimdi seccadeye kibrit çöpleri atanlar, üzerinde sigaralarını söndürenler, aslında sigaralarını uyuyan bir kız çocuğunun gözlerinde söndürüyorlar."

Orta kısımlara geldik burada Lübnan aydınlarının bu savaş karşısındaki duyarsızlığını eleştiriyor, siyasi organlarının işlevsizliğini anlatıyor.

İç savaş kızışıyor Lübnan ekonomik bir bunalım içinde ve halk yoksulluk içinde kıvranır vaziyette ve Beyrut şöyle betimler durumu:

"Caddeye bakan penceremi açıyorum.

Eski caddemiz gitmiş. Taşını, kaldırımını toplayıp torbasına koymuş ve gitmiş. Burada insan bulunduğuna dair bir iz yok.

Kediler ve köpekler döküntü yığınları üstünde saltanatlarını tek başlarına icra ediyorlar.

Sinekler tüm sokağa çıkma yasaklarıyla alay ederek mezbeleler üstünde uçuşlarını gece gündüz sürdürüyorlar.

Kentin sakinleri nerede?

Balık mı yuttu onları?

....

Her yerde ölümün kokusu ve izleri.
Ölümün varlığı yaşamın varlığından daha güçlü.
Pencereyi kapatıyorum. Perdeleri çekiyorum.


İç savaşın bilançosu çok ağır oldu yüz binler öldü, yüz binler yaralandı Lübnan farklı siyasi oluşumlara bölündü ve Beyrut buna şöyle değiniyor;

" Son iç savaşın istatistikleri şunu gösteriyor ki her tabibin boynunda en az yüz ölü ve bin yaralı vardır...

Usturalar boğazlamaya devam ediyor.

Kara sülük kan emmeye devam ediyor.

Yetkili bir doktor, incelediği et yığınının kadın eti mi, erkek eti mi, çocuk eti mi, koyun eti mi, sığır eti mi olduğuna karar veremez.

Bu kan ve et piramidinde dokubilimine yer yok.

Yitik halk ölüm dehlizlerinde genç çocuğunun parmağında nikah yüzüğünü, delikanlının parmağında küçük bir Mushafı, kız çocuğunun boynunda bir haçı arıyor. Ya Râb."

O kadar acılarla dolu yoğun bir kitap ki, Nizar Kabbani'nin kendi öz vatanı olan Şam'ın bu halini görseydi kahrından ölüp giderdi eminim o misafir olarak yaşadığı Beyrut'u bu kadar acıyla anlattıysa çocuklarının o büyülü Şam'ı için kaleminden dökülen kan damlaları yazısını engeller bu durumda kahrolur giderdi...

Son olarak İslami terörün en büyük dayanağı olan Allah yolunda ilerleme gayesiyle insan öldürmeye teşebbüs eden o vahşi İslami teröre olan satırlarını yazarak bitireceğim lakin Nizar Kabbani'nin El Kaide'den ayrılıp Suriye'de kan gölü oluşturan İŞİD oluşumunu görmeden 98 yılında öldüğünü unutmayın o günleri görseydi neler yazardı kim bilir.


"Allah

Niçin O'nu yerel siyaset pazarına sokmak için ısrar ediyorlar?

Niçin O'nu bu sakız gibi yapışkan, devingen, kumlu toprağa çekmek istiyorlar?
Niçin O'nub bembeyaz, tertemiz ellerini Lübnan siyasetinin kömürüyle, tozuyla kirletmek istiyorlar?
Niçin O'nu kendi topluluklarına, örgütlerine, misillerine, gizli kuruluşlarına sokmak istiyorlar; O'na parti kartı vermek için ısrar ediyorlar.

Niçin O'nun adına konuşuyorlar.

O'nun adına silahlanıyorlar?

O'nun adına siper kazıyorlar?

O'nun adına adam kaçırıyorlar?

O'nun adına öldürüyorlar?

.......


Allah'ı, kötüleştirmeye kalkışan herkese karşı haykırmak istediğimi hissediyorum.

İzin verin de ölmeden önce yüzünüze karşı haykırayım; Allah'ın soyulmasına karşıyım ben. O'nun adının sizin iç savaşınızda reklam sloganı gibi kullanılmasına karşıyım. Bu savaşın Allah uğrunda savaş olduğunu söylüyorsunuz. Oysa Allah'a karşı bir savaştır bu.

Öldüren Müslüman da, Hristiyan da, Yahudi de, Budist de, Mecusi de olsa fark etmez...
110 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Orta doğu halklarının küresel güçlerin oyunlarına safça aldanarak ülkelerini nasıl kaosa suruklediklerini ve diğer komşu ülkelerin de birbirinden ibret almadıklarını. Beyrut şehrinin bakışıyla çok akıcı ve bir solukta anlatan denemelerden olusan tavsiye edilecek bir kitap:Ben Beyrut. Nizar Kabbani bir Suriyeli olarak şimdiki Suriye nin içler acısı halini görseydi defalarca kahrolurdu.
160 syf.
·Puan vermedi
Nizar Kabbani bana hep Sezai Karakoç'un Masal siirinde anlattığı yedinci oğlu hatırlatır 20. Yüzyılın en iyi Arap şairlerinden biri belki de birincisi olan Nizar Kabbani'dir.Tarihin zorunda, emperyalist müdahalenin kucağında ve siyonist zorbalığın sessizliğinde sancılı bir anne gibi doğurur şiirlerini.Şiirleriyle Arap coğrafyasını ve özünde Islam alemini sulamıştır. Güller ve yaseminlerle geçen çocukluğunu, savaş ve yenilgi yorgunu bir hayatın tam ortasına düşmüş, şikâyetini dizelerine nakşederek nefes almıştı.Gelmiş ve gelecek olan yeryüzünün bütün diktatörlerine ithaf ettiği Horoz Kasidesi'ni yazmış olmanın şanı bile tek başına yeterdir.Hâlid Bin Velîd'in İşten Çıkarıldığının Resmidir şiirini en az bir kere bağıra bağıra okumadan ölmemeli insan. Arap şiirinin en güzel örneklerini bulabileceğiniz harika bir kitap olmuş
110 syf.
·Beğendi·8/10
Bana evde, okulda, üniversitede öğrettikleri özgürlüğün Lübnan'da 'High Society' dedikleri yüzde beșin özgürlüğü olduğunu kavradım. Tereyağı, havyar yiyen, Lamborghini'ye, Maserati'ye binen kesimin özgürlüğü. Kalan yüzde doksan beși de Lübnan halkı olușturuyor.
160 syf.
·Beğendi·8/10
Yazarın toplumcu gerçekçi bir dil ile yazdığı şiirler hemen hemen her dizede kendini gösteriyor. Kendine özgü bir tarzı var. İmgeleri dikkat çekici ve kendi etnik kökenine, kendi milletine seslendiğini görüyoruz şiirlerinde. Dönemin şartlarından etkilenerek yazmış şiirlerini. Kendi tarihinin ve yaşadığı coğrafyanın motiflerini görüyoruz şiirlerinde. Şiirlerinde haksızlığa karşı bir başkaldırı var. Şiirlerinde öfkeyi ve umudu birlikte işlemiş. Sloganik bir tarzı da yok değil hani. Ortadoğu insanını ele alması kitabı ayrıca önemli kılıyor.
116 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Hayatı tümüyle bir iğne deliğinden geçirmenin acısı..."
.
Kabbani şiirleri ve kitabı bu şekilde ifade ediyor. Şiir yazmak aslında duygularımızı, aklımızı hayatımızı, hayallerimizi ve aslında bizim olan herşeyin en damıtılmış hali bu yüzden şairimizde haklı olarak cine deliğinden geçirmek' olarak ifade ediyor bu 'acıyı'  ve "çok konuşmada ölümümüz var" diyerek şiirin azla verdiği hazzı hatırlatıyor. Çok susuyor az konuşuyor ama duygularımızı bize en iyi yine o anlatıyor..
İyi ki varsın Nizar Kabbani
.
Aşkın Kitabı, Mehmet Hakkı Suçin’in çevirisiyle sunulmuş. Yazarın dilimize çevirilen diğer kitapları ingilizceden dilimize çevrildiği için orjinal dilinden yapılmış bu çevirisi eseri bir kat daha keyifli kılmış. Şiirlerin yanında Arapçalarının da verilmesi okuru etkilemek için mükemmel bir detay ve birazcık arapça bilginiz varsa inanın okuması çok keyifli olacak. Ancak türkçesinde bile arapça bir hava kendisini gösteriyor bu yüzden sanırım herkes için aynı keyifli serüveni sunamaya bilir. Ama Nizar Kabbani'nin şiirlerine hayatınızın bir bölümünde mutlaka bir şans vermenizi ısrarla tavsiye ederim
.
111 syf.
Hayatı şiirlerine konu olan başka şairlerde okudum ama hiç böylesini okumamıştım. Her dizesi bir yaşanmışlık taşıyor. Yazarın bütün kitapları gibi bu kitabı da okunmalı.
116 syf.
·Beğendi
“Bu şiirlerdeki aşk, sevgilinin çadırı önünde veya penceresinin dibinde on saat durup hem sevgiliyi hem de pencereyi canından bezdiren o eski aşk değildir.” diyor Nizar Kabbani kitabın sunuşunda. Arap şiirini gereksiz sözcük kullanımından uzaklaştırıp modern ve özlü bir şiir anlayışı oluşturmak için oldukça çaba göstermiş, başarılı da olmuş. Nizar Kabbani’nin okuduğum ilk kitabıydı, anlatımı sade, özlü ve gayet cesurdu; dil kullanımını çok beğendim. Şiir hakkındaki düşüncelerini ise kitabın tamamından bile çok beğendim desem yeridir. Kitap tasarım olarak da çok güzeldi, sayfaların bir tarafında şiirlerin Türkçesi bir tarafında Arapçası yer alıyordu. Minimal ve hoş bir tasarım olmuş, tavsiye edebileceğim bir şiir kitabı.
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Arap şiirinin önemli temsilcilerinden sevgili Kabbani şiirleriyle yüreğinize ateş bırakıyor. Şiirlerini başkaldırı olarak gören şair Filistin gibi güncel meseler de ele alıyor.
"Zamanıma ve çağıma karşı çıkıyorum
Çünkü karşı çıkmaktan doğuyor ne doğuyorsa."

Yazarın biyografisi

Adı:
Nizar Kabbani
Unvan:
Arap şair, yazar ve diplomat
Doğum:
Şam-Suriye, 21 Mart 1923
Ölüm:
Londra-İngiltere, 30 Nisan 1988
Arap dünyasının en tanınmış şairlerinden biridir.Suriye'de varlıklı bir Şamlı ailenin çocuğu olarak 21 Mart 1923'te doğdu. Şam Üniversitesi'nde hukuk okudu. Dışişlerinde çalışmaya başladı . İlk kitabı Esmerim Anlattı Bana (1942) henüz on dokuz yaşındayken yayımlandı. Bu kitapla kazandığı şöhreti her geçen yıl arttı. Ülkesini birçok Avrupa ve Asya başkentinde diplomat olarak temsil eden Kabbani, yönetimle olan uyuşmazlığı nedeniyle görevinden istifa etti. Kendisi bazı kaynaklara göre Adonis'le birlikte yaşayan en büyük Arap şairi olarak görülür.

Bir aşk şairi olarak tanınan Kabbani, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra Arap şiirinde çağ açıcı bir rol oynamıştır. "Gerileme Kitabına Dipnotlar" şiiri Beyrut'ta Al-Adab dergisinin Ağustos 1967 sayısında yayımlanır yayımlanmaz bütün Arap dünyasında yasaklanmış ve Arap edebiyatının ilk samizdat örneği olarak gizlice elden ele dolaşmaya başlamıştır. Bu şiirin yayımlanışı aynı zamanda Al-Adab Al-Huzarani (Haziran Edebiyatı) akımını da doğurmuştur. Haziran Hareketi'nin kurucusu ve önde gelen şairi Kabbani, gerek 1950'lerdeki şiirde sadeleşme hareketinde, gerekse 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından patlayarak çığ gibi artan politik şiirde Arap şiirinin yol göstericisi olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 80 okur beğendi.
  • 181 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 130 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları