Fotoğrafını zar zor gördüğünüz Bolu'daki bu gölün arkasında firavunları bile mumla aratacak derecede dehşet verici bir hikaye var desem?.. ​Hadrianus Roma'nın en güçlü imparatorlarından biriydi. Bir gün Bithynia(Kuzeybatı Anadolu) bölgesini ziyaret ederken, yeşilliklerine ve havasına hayran kaldığı Claudiopolis'e(Bolu) geldi. İşte bu seyahat sırasında fotoğraftaki bu gölün civarlarında Antinoos adında genç bir erkekle karşılaştı. Antik dünyada elit kesim genç ve estetik erkekleri bir zarafet sembolü olarak görüyordu. Hadrianus da bu elitlerin bir takipçisiydi. Antinoos'u beraberinde Roma'ya götürdü ve onu "sevgilisi" yaptı. İmparator, sevgilisini tüm Roma topraklarında yanında gezdiriyor ve sırf onun memleketi olduğu için Claudiopolis'i(Bolu) yeniden imar ettiriyordu. ​Ancak bir gün Mısır'da Nil Nehrini gezerlerken korkunç bir şey oldu. Antinoos, henüz 19 yaşındayken Nil'in sularında boğuldu. İşte bu an Hadrianus tüm frenlerini, mantığını ve kibrini yokuş aşağı bıraktı. ​En başta sadece ağladı. Hem de günlerce. ​Sonra ise bir faninin tutabileceği en psikopatça yasalara imza attı... -​İlk iş olarak, Antinoos'un öldüğü yerin tam karşısına Antinoopolis adında devasa bir şehir kurdurdu. Şehrin sakinlerine Roma'da alınması imkansıza yakın olan vatandaşlık hakkı ve vergi muafiyeti verdi. -​Roma'ya döndüğünde senatoyu umursamayıp Antinoos'u resmen Tanrı ilan etti!!! İmparatorluğun doğu vilayetlerine ona tapmaları için devasa tapınaklar ve büstler diktirdi. -​O kaddaaar çok heykel yaptırdı ki bugün antik dünyadan bize en çok portresi/heykeli ulaşan üçüncü kişi Antinoostur!! (1. İlk imparator Augustus, 2. Hadrianus, 3. Antinoos, 4. Büyük İskender, 5. Filozof İmparator Marcus Aurelius). -​Gökyüzündeki bir takımyıldızına "Antinous" adını verdi (Bu isim 19. yüzyıla kadar yıldız
Tarih
Eski zamanlarda bir kral, saraya giden yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş. Sonra da sarayın penceresine oturup yoldan geçenleri izlemeye başlamış. Sabahın erken saatlerinden öğleye kadar ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları ve saray görevlileri birer birer o yoldan geçmiş. Ancak hiçbiri kayayı kaldırmaya çalışmamış. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmiş. Üstelik çoğu kralı eleştirmiş: “Bu kadar vergi alıyor ama yolları bile temiz tutamıyor.” Bir süre sonra saraya meyve ve sebze götüren bir köylü çıkagelmiş. Yoldaki kocaman kayayı görünce sırtındaki küfeyi yere indirmiş. İki eliyle kayaya sarılmış ve bütün gücüyle itmeye başlamış. Zorlanmış, yorulmuş, kan ter içinde kalmış ama sonunda kayayı yolun kenarına çekmeyi başarmış. Tam küfesini yeniden sırtına alacakken, kayanın bulunduğu yerde bir kese olduğunu fark etmiş. Keseyi açtığında içinin altınla dolu olduğunu görmüş. İçinde bir de kralın notu varmış: “Bu altınlar, kayayı yoldan kaldıran kişiye aittir.” Köylü o gün şunu anlamış: Hayatta bazı engeller, sadece yolumuzu kapatmak için değil; kimin şikâyet edip kimin çözüm üreteceğini göstermek için vardır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nadir Şah Nadir Şah Afşar (22 Ekim 1688, Dergez - 19 Haziran 1747, Fethabad), Afşar İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Türkmen şahtır. Azerbaycan ve İran tarihlerinin en güçlü hükümdarlarından biri kabul edilip, 1736'dan 1747'deki suikastına kadar Afşar İmparatoru ve İran şahı olarak hüküm sürmüştür. Batı Asya, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya'da birçok seferde savaşmıştır. Askeri dehası nedeniyle, bazı tarihçiler onu İran'ın Napolyonu veya İkinci İskender olarak tanımlamıştır.İran, Azerbaycan, Hindistan'ın kuzeyi ve Orta Asya'nın bir bölümünü içine alan büyük Afşar İmparatorluğunu kurdu. Afganlar, Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu'na karşı zaferler kazandı. Nadir Şah, Asya'nın son büyük fatihiydi. Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu arasında Afşarlar'ı yeniden saygın bir yere getirdiği için övülür. Kaynaklarda Nadir Şah'ın, teşkilatçı, cesur, zeki ve çok enerjik bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Farsça'yı çok iyi bildiği halde Türkçe'yi (Çağatayca) kullanmayı tercih etmiştir. Hatta Çağatayca Türkçesi ile yazılmış yarlığı mevcuttur. Hindistan'da Karnal Muharebesinden sonra Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'la, Nadir Afşar arasındaki görüşmede iki hükümdar Türkçe konuşmuşlardır. Nadir Şah, Safeviler'in aksine Şia'yı Caferilik ismi altında dört Sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak istemiş ve bu amacı onun iç ve dış politikasının temelini oluşturmuştur. Nadir, Horasan'daki Abiverd hudut bölgesinde yaşayan Afşarlar'ın “Kırklu/Kıruklu” obasına mensuptur. Obasının kış için göçü sırasında Dasgird/Dergez köyüne ulaşıldığında doğdu. Babası İmam Kulu Beğ oğluna Nadir Kulu adı verdi. İmam Kulu Beğ hakkında kaynakların bazılarında deriden elbise dikicisi veya kürkçü olduğu, bazılarında da çoban olduğu söylenmiştir. Küçük yaşta babasını
TARİHTE KAYDEDİLEN İLK BİYOLOJİK SAVAŞ 1266 yılında, Kırım'daki Orda valisi Uran-Timur, Cenevizlilere Kefe'de bir ticaret merkezi kurma izni verdi - elbette, büyük bir vergi karşılığında. Koloni hızla büyüdü ve 1298 yılına kadar kendi konsülü olan Paolino Doria tarafından yönetildi. Bu aktif genişleme, Venedik ile Venedik arasındaki ilişkilerin daha da kötüleşmesiyle çakıştı. 1291 yılında Mamluk sultanı El-Aşraf Halil, Akre'yi feth etti. Akre'nin düşmesiyle Venedik, doğu'daki ana ekonomik üssünü kaybetti ve geleneksel pazarlara erişimini kaybetti. Bunun yerine, kuzeye, Karadeniz'e doğru ilerlemek zorunda kaldı. XIII. yüzyılın sonunda Cenevizliler Trabzon'da sağlam bir şekilde yerleşti. Resmi bir ferman (hrizovul) ancak 1319'da yerel imparator tarafından verildi, ancak Cenevizlilerin en az 1291 yıldan beri imparatorluğun içinde olduğu biliniyordu ve ferman, zaten var olan bir koloni için düzenleniyordu. Ancak Venedik'in bölgedeki konumu hala zayıftı. O zaman, Pisa ile bir ittifak kurarak Ceneviz, Venedik'e karşı açık bir savaş başlattı (1293-1299). Savaş karışık başarılarla devam etti, ta ki 1298'de Adriyatik Denizi'ndeki Curzola adasında belirleyici bir savaş gerçekleşmedi. Ceneviz donanması, Amiral Lamba Doria komutasında, Venedik donanmasını tamamen yendi. Kayıplar Venedik için felaket oldu: 65 gemi, 9.000 ölü ve yaklaşık 7.000 esir. Bu arada, esirler arasında ünlü gezgin Marco Polo da vardı. Venedik donanma komutanı Andrea Dandolo, utanç verici bir şekilde kendini öldürdü (efsaneye göre, gemisinin direğine çarparak). 1299 baharında taraflar Milano'da bir araya geldi ve Venedik, Karadeniz'e girmemeye 30 yıl söz verdi. Ancak Venedik, güçlerini topladıktan sonra hızla verilen taahhütleri ihlal etmeye başladı. Tek bir Trabzon yeterli değildi - Venedik, Kuzey
Elbistan yiğidi Karakoç Baba, Kumanyalar bizde azık değil mi? Bizim yöremizin gerçek diliyle, Haksıza gözümüz kızık değil mi? Atına binmeyi bilmeyen tatar, Kendi hayalinde ciritler atar. Beşimiz tok, on binimiz aç yatar. Böyle bir sisteme yazık değil mi? Sülâlem sermemiş yırtılmış sergi, Vallahi dediğim değildir yergi. Hırsıza kaç kurtul, mazluma vergi, Böyle bir adalet kazık değil mi? Az değildir Karakoç'dan aldığım. Boşa mıydı Mahzunîlik bulduğum? Sen, ben söylemezsek kurban olduğum, Bizdeki ozanlık bozuk değil mi?'
Küresel Güç Siyasetinde "Kasıtlı Çözümsüzlük" ve Güvenlik Paradoksu: Böl-Yönet Mirasından Bölgesel Kırılmalara Uluslararası siyasetin tarihsel akışı incelendiğinde, coğrafi sınırların ve egemenlik alanlarının belirlenmesinde küresel güçlerin bıraktığı yapısal mirasın, bugünkü jeopolitik krizlerin temel yakıtı olduğu görülmektedir. Emperyalist vizyonun bir sonucu olan ve siyaset biliminde emperyal miras olarak tanımlanan bu durum, sömürgeci güçlerin bir bölgeden fiziki olarak çekilirken arkalarında kalıcı barış hatları yerine pimi çekilmiş el bombalarını andıran kronik sorunlar bırakması esasına dayanır. Kasıtlı çözümsüzlük olarak nitelendirilebilecek bu strateji; egemenlik çatışmalarını körüklemek, yeni kurulan yapıları eski hamilerine bağımlı kılmak ve bölgesel bir süper gücün doğuşunu engellemek amacıyla yüzyıllardır sistematik bir biçimde uygulanmaktadır. Fiziksel varlığını sonlandıran sömürgeci irade, ardında bıraktığı istikrarsızlık alanları sayesinde bölgenin geleceğine ipotek koymaya devam etmekte, krizlerin kendisini sistemin devamlılığını sağlayan birer yakıta dönüştürmektedir. Bu sistematik mirasın en somut ve kanayan örnekleri, Güney Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada bugün bile sıcak çatışma potansiyelini korumaktadır. İngiltere’nin bin dokuz yüz kırk yedi yılında Hindistan alt kıtasından çekilirken apar topar çizdiği sınırlar, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ancak yöneticisi Hindu olan Keşmir bölgesini tam bir belirsizliğe mahkûm etmiştir. İngiliz sömürge aklının arkasında net bir hukuki statü bırakmadan çekilmesi, iki komşu ülkeyi nükleer silahların gölgesinde üç büyük savaşa sürüklemiş ve Keşmir’i kalıcı bir istikrarsızlık merkezine dönüştürmüştür. Benzer bir sınır mühendisliği, bin sekiz yüz doksan üç yılında çizilen
Tarih