Ve birden Sinan'ın hiç dilinden düşürmediği bir şiir dökülüyor içimden, o akşam saatinde:
«Ölüm buyruğunu uyguladılar
Mavi dağ dumanını
Ve uyur uyanık seher yelini
Kanlara buladılar
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul usul yoklayıp
Aradılar
Didik didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı...
Ve bütün dünya, bütün yaşam, o an Sinan olmuştu benim için. Başka hiçbir şey düşünemiyor, ona bakıyordum. Sanki eriyip yok olmuştum ve Sinan olarak bulmuştum kendimi.
İstanbul'da bütün işkenceleri yöneten Ilgız Aykutlu'ydu. İstanbul İkinci Şube Müdürüydü. Faşistlerleydi. Biliyor musun, Edebiyat okudu o; İstanbul Edebiyat Fakültesinde okudu. Edebiyatın bir insanda işkence duygusunu yok edemeyişine şaşıyor insan. Olmaz öyle şey. İyi bir edebiyatın olduğu yerde işkence mişkence olamaz.