Savaşın kanlı atmosferi içinde o piyano sesinde, tümüyle unuttuğum sıcak, yumuşak ve huzurlu kadın dünyasını duyumsadım. Gerçekten de piyanonun sesini duyduğumda ona âşık olmaya başladım. Ancak bu normal aşktan biraz farklıydı. Daha önce de yazdığım gibi, bir kız tarafından sevilmek zorunda hissediyordum.
Benim ilk aşkım doğal biçimde gelişmedi, aksine tam bir cesaret sınavıydı. Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah adlı romanının içinde Julien adli karakterin Madam Renal'i ilk öptüğünde, bunu artık dürtü ya da aşkla değil, ürpertici bir zorunluluk hissiyle, sadece cesaretini sınamak için yaptığını hatırlarsınız. O zamanki ruh halimi oradaki kadar iyi anlatan bir başka eser bilmiyorum. Ne var ki ben Julien kadar cesur olamadım.
Nihayet birkaç dakikalığına bir araya geldiğimizde, henüz baharın hafif serinliğinin hissedildiği kırsalın manzarasını pencereden izledik. Sonra gelişigüzel sohbet ettik.
"Şu sıralar hangi romanı okuyorsun?" diye sordum. Yine roman konusu! Ne kadar komik bir durum. Ama benim konuşabileceğim başka bir şey yok ki.