Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce
Savaşa gelince, birbirlerine karşı silâha davranmışlar arasında her türlü hukuka saygı göstermenin de sona erdiği görüşünde olanlara hiç katılmamak gerekir. Tersine, hakkını korumaya ya da elde etmeye çalışmak dışında, hiç bir savaşa girişmemelidir. Bir kez savaşa girişilmişse, adalet ve dürüstlük sınırları içinde kalarak savaşmalıdır. Demosthenes, doğru olarak, “savaşa yalnız adalet (yargı) yollarıyla kendilerinden hakkımızı alamıyacaklarımıza karşı girişilebilir” demektedir. Gerçekten, yargıçlar da, ancak, kendilerine direnmek durumunda olmayanlara karşı yargılarını yürütebilirler; çünkü, yargıca kafa tutacak ölçüde güçlü olanlara, ya da kendilerini böyle sananlara karşı da silâh kullanma yollarına başvurmak zorunluluğu vardır. Ancak, savaşın haklı olabilmesi için de, becerikli ve dürüst bir yargıcın yargılamasında olduğu gibi, savaş her an için gerekli özenle yürütülmelidir.
Öte yandan, Karneades’in adaleti çılgınlık sayarak alay etmesi de yerinde değildir. Çünkü, onun da saklayamadığı gibi, kendi ülkesinin yasalarına uyan bir yurttaş, bu yüzden çıkarlarına uygun birtakım şeylerden yoksun kalması gerekse bile, çılgınlık yapmış sayılmaz. Bunun gibi, ulusların ortaklaşa yasalarını çiğnemek isteyecek kadar kendi özel çıkarına düşkün olmayan bir ulusun çılgınlık yaptığını söylemek de yakışık almaz. Her iki durumda da eş bir neden söz konusudur. Şimdiki bir çıkarı için ülkesinin iç hukukunu çiğneyen bir yurttaş, bu davranışıyla, çocuklarının ve torunlarının sürekli çıkarlarını temelinden baltalamaktadır. Doğal hukuk ile uluslararası hukuku çiğneyen bir ulus da, gelecekte kendi barış ve dirliğinin savunma duvarlarını yıkmaktadır. Kaldı ki, hukuk kurallarına saygılı davranmakta hiçbir çıkar gözetilmemiş olsa bile, doğamızın bizi götürmekte olduğu yere yönelmemiz hiç de çılgınlık değil, tersine, her zaman akıllıca bir davranış sayılmak gerekir.
Karneades bir gün, adalete, özellikle adaletin söz konusu edeceğimiz yönüne sataşmağa kalkışmıştı. Kendisine en güçlü görünen kanıtı şöyle açıklamaktaydı: insanlar, özel çıkarlarının gerektirdiği biçimde yasalar yapmışlardır; bunun için de bu yasalar halkların görenekleri uyarınca çeşit çeşittir; üstelik, halklar zamanla bu yasaları da değiştirmişlerdir. Doğal hukuk [tabiî hukuk] diye bir şey de yoktur; çünki doğa, hayvanları olduğu gibi insanları da, çıkarlarına uygun olan şeyleri elde etmeğe zorlamaktadır; bu yüzden, adalet diye bir şey ya hiç yoktur, ya da böyle bir şey, olsa olsa, bir büyük çılgınlıktır; çünki, çıkarlarımıza aykırı olarak, başkasının yararını sağlamayı öngörmektedir.