Shinsuke bu kitabı yalnızca yetmiş sen karşılığı sattığını hatırladı. Şimdiyse sattığı fiyatın iki katıydı... Pazarlıkla bir kırk sene indirttikten sonra nihayet tekrar satın aldı. Karlı gecede, evleriyle tramvayıyla sokaklara hafif bir sessizlik çökmüştü. O sessiz sokaklardan eve dönerken yol boyunca koynunda, kapağı metalik renkli Zerdüşt'ü yokluyordu. Fakat bir yandan da haline için için gülüp duruyordu.
Böylece Shinsuke doğal olarak her şeyi kitaplardan öğrendi. En azından kitaplara borçlu olmadığı tek bir konu yoktu. Sahiden de o, hayatı öğrenmek için sokaktaki insanları seyretmezdi. Tam tersine, insanları seyretmek için kitaplardaki hayatı öğrenmeye çalışırdı. Belki de bu, hayatı tanımak için biraz dolaylı bir yöntem olabilirdi. Fakat yoldaki yayalar, ona göre sadece gelip geçenlerdi. Onları tanımak için -onların sevgilerini, nefretlerini, kibirlerini tanımak için- kitap okumaktan başka yol yoktu.
Shinsuke, tıpkı hayalini kurduğu gibi pek çok kitap kaleme almış bir yazar oldu. Yine de sonunda eline geçen şey, ıpıssız bir yalnızlıktı. Bu yalnızlıktan hoşnut olduğu bugün -aslında bu yalnızlıktan hoşnutluk duymaktan baska çaresi olmadığının farkında olduğu bugün- yirmi yıl öncesi- ne dönüp baktığında, ona eziyet eden o ortaokul binasının, o zamankinin aksine güzelim gül rengi şafakta uzandığını görüyor. Elbette yalnız bahçedeki kavaklar eskisi gibi, o kasvetli gur dallarında ıssız rüzgârın sesini ağırlıyor.