beyaz leke’yi okurken beni en çok rahatsız eden şey, kitabın sürekli kendini büyük bir distopya gibi sunmaya çalışması oldu. ortada baskıcı bir düzen olduğu söyleniyor ama bu düzenin nasıl işlediğini, neden işlediğini ve gerçekten ne kadar güçlü olduğunu yeterince göremiyoruz. yazar sürekli okuyucuya “bakın ne kadar korkunç bir sistem” demeye çalışıyor ama bunu göstermekte aynı başarıyı sağlayamıyor.
iyi bir distopyada dünya karakterlerden bağımsız olarak da yaşar. beyaz leke’de ise dünya çoğu zaman sadece ana karakterlerin ilişkisini ilerletmek için varmış gibi hissettiriyor. bu yüzden kitap bana bir distopyadan çok, distopya süsü verilmiş bir genç yetişkin romantizmi gibi geldi.
karakterler de çoğu zaman gerçek insanlardan çok hayranlık uyandırmak için yazılmış kişiler gibi duruyor. özellikle bazı sahnelerde karakterlerin söyledikleri şeyler doğal bir diyalogdan çok, sosyal medyada alıntılanacak sözler gibi hissettiriyor.
kitabın uzunluğu da ayrı bir problem. zaten zayıf kurulan dünya inşası yüzünden cevaplanması gereken birçok soru havada kalırken sayfaların önemli bir kısmı tekrar eden duygulara ve romantik gerilimlere ayrılmış. bu da hikâyenin önceliklerini sorgulamama neden oldu.
kitap kötü fikirler üzerine kurulmuş değil. aksine temelinde ilgi çekici olabilecek bazı fikirler var. ancak bu fikirlerin derinleştirilmesi yerine romantik ilişkinin sürekli merkeze alınması, kitabın vaat ettiği şeyle sunduğu şey arasında ciddi bir fark oluşturuyor.
sonuç olarak beyaz leke benim için güçlü bir distopya değil, distopya görüntüsü altında ilerleyen bir romantik kurgu oldu. eğer kitabı bir rejim eleştirisi ya da kapsamlı bir dünya inşası beklentisiyle okursanız hayal kırıklığı yaşamanız mümkün. çünkü kitap en çok anlatmak istediğini söylediği konuda eksik kalıyor.
Beyaz LekeAslı Arslan · İndigo Kitap · 20246,1bin okunma
kitaplığımı temizlerken karşıma çıktı bir ton güldüm. konserlerine gitme hayali kuran ben elbette almışım kitabını. bu kitabı ciddili okuyup, baş ucu kitabı yaptığımız zamanlar... geri geel.