İtiraf etmeliyim ki, bu meyhaneye her adım attığımda başka bir ülkeye gelmiş gibi, başka bir dünyanın kapısından içeri girmiş gibi hissederim. Vahşetin, öldürmenin, yok etmenin olmadığı bir dünya... Şefkatin, sevginin, alabildiğince hoşgörünün olduğu bir ülke... Biliyorum, hakikat değil, biliyorum bir yanılgı ama hoş bir yanılgı.
İnsanın öncelik sıralamasında ekmekle din sık sık yer değiştirir. Karnı açsa, onun için en kutsal yer midesidir. Ancak bedeninin ihtiyaçlarını giderince, yani dünyalığı kurtarınca, öteki dünya aklına gelir.
Korkaklar doğal suçlulardır. Hakikatle yüzleşmek yerine, onu görmezden gelirler. Sanki üzerlerine vazifeymiş gibi olanı biteni örtbas etmeye çalışırlar.
Orta Asya steplerinden gelip bu toprakların uygarlıklar kurmuş haklarıyla karışarak yeni bir imparatorluk kurmuş bir milletin kendini kaybetmiş çocukları... Kendini kaybetmiş... Şu kaybettiğimiz kendimiz neydi acaba? Irkımız mı? Dinimiz mi? Onurumuz mu? Aklımız mı? Hafızamız mı? Bir toplumun geçici hafıza kaybı... Geçici olduğuna pek emin değilim ama bir hafıza kaybımız olduğu muhakkaktı. Çünkü her gelen hükümdar, her gelen iktidar, tarihi kendi çıkarına göre yeniden yazdırıyordu.