Mustafa

Mustafa
@vethekmus
Veteriner Hekim
Uludağ Üniversitesi
Bursa
10 Haziran 1994
50 okur puanı
Haziran 2021 tarihinde katıldı
Dinin Gerekçesi
"dinin referansı da, gerekçesi de yine dindir. Adı o yüzden ideoloji, felsefe, dünya görüşü değil "din"dir. İmanın vesileleri, hikmetleri, faydaları vardır ama dinin varlığının gerekçesi bunlar değildir. Din akılla erişilen bir şey olsa da, inanmayanları ikna ederken tek başına işe yaramaz. Bir mümin için görünmeyen bir Tanrı'ya iman, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu, ardından bir hesabın geleceği ve o hesabın sonucu olarak sonsuz bir ceza veya mükafat hayatının baslayacağı kanıt gerektirmeyen gerçeklerdir. Rabbimizin her buyruğu veya yasağı da böyledir. Din, kendinden üstün ve görünmeyen bir erke itaat demektir. Kendi hayatında sıradan gördüğü işleri düzenleyen bu görülmeyen ve gösterilemeyen güçtür. Bunu kimseye ispatlaması gerekmez. Tebliğ başkadır, ikna etmek başkadır, ispat etmek başkadır, propaganda bambaşkadır. Zaten geçmişte de, bugün de hidâyete eren insanların çoğu akli delillerle değil kalpleriyle mümin olmaya karar verirler. Yani nefsin değil kalbin aklıyla hidâyete ererler. İşte o akıl, insanın hidâyetine yol olan, onu yolda tutan, yolunu menzile ulaştıran kalbin aklıdır."
Sayfa 121·Kitabı okuyor
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bağ ve bağlanma
Kişi, neyi sevip ittibâ ederse ona bağlanır. Demek ki muhabbet ve aşktan daha kuvvetli bir bağ yoktur. Allah ile olan bağımız sadece mecburiyet bağı değildir, muhabbet bağıdır. Kendini Yaradan'a, O'nun sevgilisi Resûlüne ve o Resûle bağlanmış olanlara muhabbetle bağlayanların mensubiyeti tam olur. Bu Hak zincirine bağlanınca mümin kendini zamanın, nefsin, şerli insanların, şeytanın iğvasına kapılıp yokluğa savrulup uçup gitmekten kurtarır.
Sayfa 79·Kitabı okuyor
Alıntı
Bağ ve bağlanma
BAĞ VE BAĞLANMA Kulluğu çok güzel ifade eden kavramlardan birisinin "bağ" olduğunu düşünürüm. Kul, Allah'a bağlanmış olan, Allah ile bağını her an gözden geçiren, o bağın kopmasından korkan, alemle kendisiyle olan bağlarını da bu bağ üzerinden bağlayan insandır. Bu bağ akıl ve gönül ile kurulur. Evvelâ akıl ile kurulur. Zira aklı olmayanın dini yoktur. Yani akli yeteneği ve yetkinliği olmayan kişinin din sorumluluğu, yani bağlanma sorumluluğu da yoktur. Burada "akıl" kelimesinin Arapça kök anlamına bakalım. Pek çok anlamı var. Çoğunlukla "men etmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak" anlamındadır. Demek ki akıl zaten bağlayıcıdır. Bizi âleme, olaylara, sebeplere varlıklara bağlar. "Akıl" kelimesinin bir kök anlamı da "develerin ayaklarına bağlanan bağ"dır. Peki, devenin ayağına bağlanan bağ ne işe yarar? Değerli varlığı elde tutmayı sağlar. Onun kaçıp kaybolmasını engeller. Ona olan mâlikiyeti, yani sahipliği kuvvetlendirir. Akıl iman ile bağlanmayınca, imanın onun üzerindeki hükmü kuvvetlendirilmedikçe elden çıkar. Yabana kaçar. Dışımızdaki, Mevla'dan bigâne, gâfil, ayrık, uzak şeyleri gerçek sanır. Kısacası akıl, imanın bağıdır. Kıymetsiz değildir, çok kıymetlidir. Çünkü akıl bağı olmasa iman da başını alır gider. Fakat "akıl" deyince bir değil iki tür akıl olduğunu bilmek gerekir. Malesef müslümanlar olarak Batı kompleksiyle aklı yoksullaştırıp tek bir anlama indirgedik. Aklın kalpsiz, merhametsiz, şefkatsiz, yıkıcı, hesapçı, menfaatçi olduğunu sandık. Batılı, aklı nasıl anlıyor ve kullanıyorsa biz de öyle anlayıp kullanmaya çalıştık. Oysa Arapçada "akıl" anlamına gelen kelimelerden birisi de "kalp"tir. O zaman anlarız ki müminlerin akıl anlayışı, kalp anlayışından ayrı değildir. O hâlde Allah ve alem ile olan bağ aynı zamanda gönül ile kurulur.
Sayfa 76·Kitabı okuyor
Alıntı
Anmak ve Uyanmak
."Zikir"; lugat anlamı itibariyle "bir şeyi anmak, hatırlamak" demek. Peki insan neyi anar, hatırlar? Elbette unuttuğunu... Zikrin bir tarifi, "Allah'ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtulmak"tır. "Nisyân", "unutmak" demektir. Hatta bir rivâyete göre " insan" kelimesi de unutan anlamında bu kelimeden türemiştir. Zikir Kur`ân-ı Kerim'de pek çok âyette geçer. Allah'ı hamd, tesbih ve tekbir ile övmek, nimetlerini anmak ve tefekkür etmek kulluğun gereklerini yerine getirmek, namaz kılmak, dua ve istiğfarda bulunmak, Allah'ın yaratışına bakıp ibret almak şeklinde birçok mânâsı vardır. Rabbimiz buyurur: "Unuttuğun zaman Allah'ı an." (Kehf, 18:24). "Allah'ı zikir ne büyüktür" (Ankebût,29:45). Kur'ân-ı Kerim'in isimlerinden birisi de ez-Zikr`dir. Zikrin lugatte başkaca anlamları da var: dile gelen seyler; şöhret, şan ve şeref, yiğit adam. Araplar "zikrừ'l-matar", yani "yağmurun zikri" diye "sağanaklı, şiddetli yağmur"a derlermiş. Çünkü böyle bir yağmuru önemsememek, unutmak, farkına varmamak mümkün değildir. Demek ki zikir, unutulmayıp hatra gelen şeydir.
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Alıntı
Anmak ve Uyanmak
"Hep söylediğimiz gibi kulun üç işi var: fikir, zikir, şükür."
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Alıntı