Aslan Yürekli Richard’ın Ölü Atı

Aslan Yürekli Richard’ın Ölü Atı
@vetwithlamb
Veteriner Hekim
38 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Türk’ün Diliyle Türk
Bilge Kağan kitabelerde halkın refahı ve mutluluğunu, ülkenin güvenliğini düşünen ideal bir portre çizer. O daima ülkesi ve halkı için çalışır. Bu yolda onun ilham kaynağı babası İlteriş, amcası Kapgan; destek aldığı nokta ise Tanrı’dır. Bütün kitabe boyunca halkı için kaygılanan bir kağan vardır karşımızda: "Tanrı lütfettiği için benim de kut'um oluğu için kağan oldum. Gece uyumadım, gündüz oturmadım. Doğuda gün doğusuna, Batı'da gün batısına güneyde gün ortasına, kuzeyde gece ortasına kadar, bu sınırlar içindeki bütün halklar bana tabidir. Bunca milleti hep düzene koydum. Tıpkı babam ve amcam gibi dört bucaktaki halkları tanzim edip düzene koy-dum. Şimdi durumları kötü değildir. Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batiıda İnci Nehri’ni (Seyhun) geçerek Demirkapı'ya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yır Bayırku’ya yerine kadar ordu sevk ettim. Çin Milleti ile anlaştım. Türk halkını düşmansız hâle getirdim. Ben içte zengin bir millet üzerine oturmadım. Aksine içte aşsız dışta donsuz, yoksul ve sefil bir halk üzerine kağan oldum. Kardeşim Kültigin ile konuşup anlaştık. Babamızın ve amcamızın kazanmış olduğu halkın adı sanı yok olmasın diye, Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kültigin ve iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım. Birleşmiş halkı ateş ile su gibi birbirine düşman etmedim. Kağan olduğumda etrafa dağılmış olan halk yayan yapıldak, öle yite geldi toplandı. Halkı doyurayım diye sağa sola akınlar yaptım. Tanrı lütfettiği için, bahtım ve talihim (kut'um) açık olduğu için ölecek halkı dirilttim, doyurdum. Çıplak halkı giydirdim, fakir halkı zengin yaptım." diyerek kendinden sonra gelecek kağanlara bir kağanın nasıl olması gerektiğini
Sayfa 80 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“On dil konuşan ve tüm bu dillerde yalan söyleyen Romalılar siz değil misiniz?” “Yalan bir Türk’e asla yakışmaz.”
Sayfa 67 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
"Onlar kuş değil ki Türklerin kılıçlarından kaçabilmek için gökyüzüne uçabilsinler, onlar balık değil ki sulara girip denizin derinliklerine saklanabilsinler; sadece yeryüzünde yolculuk edebilirler. Eftalitler ile savaşımıza son verir vermez, Avarlara saldıracağım ve benim kudretimden kaçamayacaklar." (İstemi Kağan)
Sayfa 64 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Kuzeyin Kurtları
Haddizatında Roma’da, Hunlara karşı duyulan korkuyu telafi edecek hiçbir şey bulunmuyordu. "Buzlu Tanais'in (Don Irmağı) ötesinde, İskitya'nın doğusundaki en uzak sahalara doğru bir kavim vardır. Kuzey bölgesi bundan daha cesur ve haşin bir kavim yetiştirmemiştir." diye yazmıştı şair Claudianus; haksız da sayılmazdı. Kuzeyin Kurtları tam bir savaş makinesi gibi hareket ediyorlardı. Atları biçimsiz ama süratliydi ve onlar at üzerinde olmayı yerde bulunmaktan daha güvenli sayıyorlardı. Belki de bu yüzden at üzerinde yaşıyorlar, yemek yiyorlar, sohbet ediyorlar, oynuyorlar ve uyuyorlardı. Belki de ölümleri de yine at üzerinde oluyordu. Süslü yularlı, yumuşak eyerli ve üzengili koşum takımları kullanıyorlardı. At üzerinde mükemmel bir hafiflik ve denge sağlayan üzengi sayesinde sağa, sola, öne ve arkaya ok atabiliyorlardı. Bu yüzden onların savaş esnasında geri çekilme veya saldırı anları tam olarak anlaşılmıyordu. Kompozit yayları barbarların veya Romalıların yaylarına göre küçüktü fakat ters bükme yöntemiyle yapıldığı için daha etkili vuruş gücüne sahipti. Silahları sadece ok ve yaydan ibaret değildi elbette. Uzun mızrakları, keskin kılıç ve hançerleriyle tam donanımlı sayılabilirlerdi. Taşınabilir küçük kalkanları varsa da zırh pek yaygın değildi. Üstelik Hunlar savaşlara kuru gürültü ve düzensiz yığınlar hâlinde girmiyorlardı. Son derece stratejik hareket ediyorlar, düşmanı tam olarak imha edinceye kadar savaş disiplininden uzaklaşmıyorlardı. Düşmanın gücünü ölçme hususunda aşırı sabırlıydılar. Bu yüzden çevrelerinde meydana gelen olayları takipte de aynı sabrı gösteriyorlar, siyasi olaylara ancak çıkarlarına uygun olduğu zaman ilgi gösteriyorlardı. Claudianus bunu, "Kuzey onlardan daha yabani ve daha cesur bir kavim beslememiştir. Ruhları o kadar sağlamdır ki hiçbir
Sayfa 46 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Tanrıkut Mete, Çine karşı tartışmasız bir üstünlük kurmuştu. Öyle ki Çin hükümdarıyla problemler yaşayan bazı kumandanlar emrindeki binlerce askerle birlikte ona sığınmayı ya da onun ordusuna katılmayı tercih ediyorlardı. Bu gelişmeler Mete'yi o kadar güçlü hissettirmişti ki Çin İmparatoriçesi'ne mektup yazıp onunla evlenmek istediğini bildirmişti: "Ben tek başına kalmış, yalnız bir hükümdarım. Bataklığın ortasında doğdum. Vahşi sığır ve atların dolaştığı düzlüklerde büyüdüm. Birkaç kez sınıra kadar geldim. Merkezî ülkeyi de dolaşmak istiyorum. Majesteleri tek başına ve yalnız oturmaktasınız. Biz iki hükümdar da mutlu değiliz. Zevk alabilecek hiçbir şey kalmadı. Dolayısıyla bende olanı size vermek istiyorum." Hun Kağanı'nın bu mektubunun diplomatik değeri bir yana güçlü tasvirlerle dolu yüksek romantizm ögeleri içeriyordu. Bu da sadece göçebe ve yağmacı bir millet olarak takdim edilen Hunların diplomasi dilini edebi zevk ile süslemeyi de bildiklerini göstermektedir. Metinde geçen "ba-taklıkta doğmak" tasviri doğuştan yoksulluğu; vahşi atlar ve sığırların dolaştığı düzlükler ise yaşam şartlarının zorluğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte bu tasvir aynı zamanda Hunlardan neredeyse beş yüz yıl somra Asya’da ortaya çıkan Göktürklerin bozkurttan türeyiş efsanesine kaynaklık ettiği anlaşılıyor.
Sayfa 26 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı