Ateş, bir kez yanmağa başlayınca, senin denetiminden çıkar gibi olur — ama, unutmamalısın ki, kendi haline bırakılan ateş, gerçi, koşullar uygunsa, harlar; ama, kısa zamanda, yakabileceklerini yakarak, tükenme sürecine girer: Ateşin ilk niteliği yayılmaksa, son niteliği de, tükenmektir.
Bu yüzden, ateşini ‘beslemen' gerekir : tam zamanında, tam yerine, yeni yanacak odunlar koyman; belirli bir yanı tükenmeğe yüztutmuş odunları biribirlerine göre çevirmen; yanamayarak tütmeğe başlamış odunları yanabilecekleri bir konuma getirmen — bir sürü düzenleme, ayarlama...
Ateşini kendi haline bırakamazsın — bırakırsan, tükenip söner...
Ateşinden sorumlusun.
Yanamayan odun, tüter.
Ateşin, bazen, yalnızca tüter : yanamamaktadır...
Dikkat etmen gereken, ateşe yanyana ve üstüste koyduğun odunların biribirlerine olabildiği kadar yakın olmaları; ama hiçbirzaman bitişik ve binişik olmamalarıdır : ateşi yakan, ısı olduğu kadar, havadır —
belki daha da çok…
“İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddî olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kuranı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür.
Bayrak aslında bir kumaş parçasıdır ama bir millet onu sembol haline getirmiş ve uğrunda yüzyıllarca kan dökmüştür. Bayrağa bez parçası diye baktıktan sonra her şeye bir kulp takmak, insanı insan yapan her konuyu inkâr etmek mümkündür. Zaman zaman böyle inkarcılar çıkmıştır. Bunlar tımarhane dışında yaşayan psikopatlardır.”
(H. Nihal ATSIZ - Hürriyetin Sınırları / 22 Nisan 1968, Ötüken, Sayı:52) Hüseyin Nihâl Atsız
Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilisin!
Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!