Gülşah Yavuzoğlu

Gülşah Yavuzoğlu
@vezuvous
Guillome Apollinaire şöyle yazıyordu: “ Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. ‘Uçun!’ dedik. Durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular.” Fazla rahat ve fazla güvenli hayatın ölmesine izin vermekten korkmak, kadınlar için tipiktir. Kimi zaman bir kadın fazla iyi annenin himayesi altında epey hoşça ve eğlenceli zaman geçirmiştir ve bu yüzden bunu sonsuza dek sürdürme arzusundadır. Kimi zaman kaygılı hissetmeye hazır olmalıdır, yoksa ömrü boyunca yuvada kalabilir.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
İmkansız hedefler koymak müthiş korku yaratır, bu korku ertelemeye neden olur, biz de bu ertelemeye yanlış bir tanımlamayla tembellik adını veririz. Ertelemeyi tembellik olarak adlandırmayın. Ona korku deyin. Bir sanatçıyı tıkanıklığa sürükleyen korkudur. Yeterince iyi olamama korkusu. Bitirememe korkusu. Başarısız ve başarılı olma korkusu. Başlama korkusu. Korkunun tek bir ilacı vardır. O ilaç sevgidir. Sanatçınızın korkusunu iyileştirmek için sevgiyi kullanın. Kendinize kızmayı bırakın. Nazik olun. Korkuyu doğru tanımlayın.
Sayfa 185·Kitabı okudu
Alıntı
Mükemmeliyetçiliğin doğru olanı yapmakla hiç ilgisi yoktur. Bir şeyleri düzeltmekle de hiç ilgisi yoktur. Standartlarla hiç ilgisi yoktur. Mükemmeliyetçilik, ilerlemek için kendinize izin vermemektedir. Bu bir döngüdür - yazmakta, çizmekte veya yapmakta olduğunuz şeyin ayrıntılarında takılıp kalarak bütünü gözden kaçırmanıza neden olan takıntılı, güçsüzleştiren, kapalı bir sistemdir.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Alıntı
Yeni iyileşmeye başlayan sanatçınızı çok iyi koruyun. Yaratıcılık çoğu zaman başkalarının bizim için yaptıkları planlara kanmakla tıkanır. Yaratıcı çalışmalarımız için zaman ayırmak isteriz ama bunun yerine başka bir şey yapmamız gerektiği hissine kapılırız. Tıkanıklık içindeki yaratıcılar olarak, kendimize olan sorumluluklarımıza değil başkalarına olan sorumluluklarımıza odaklanırız. Bu türden davranışların bizi iyi bir insan yaptığına inanırız. Yapmaz. Bu bize haksızlığa uğradığımızı hissettirir.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
Papaz şimdi Avrupa fabrikalarını anlatıyor; muhatabının cehaletine karşı hâkimane bir tavır alarak, çalışma saatlerini, ücretleri, bütün bu yoldaki kanunları, kavgaları, isyanları, hepsini birer birer, mühim kelimelerin üzerine dura dura izah ediyordu. Sonra hâlâ, devam eden kayıtsızlığa karşı duyduğu nefretlerini, şüphelerini söyledi; fabrika sahiplerinin bugünkü halde kalmak için müracaat ettikleri hileleri, tarafgirlikleri anlattı;sonra ayrılırken: “Daha çok öldüreceksiniz…”diye söylendi. Hasip Efendi bugüne kadar zannederdi ki hükümetin bu işe müdahale hakkı yoktur. Bunlar yalnız fabrika sahiplerinin takdirine, merhametine; halkın ricasına, niyazına bağlıdır; amele koruyucusuzdur, ölüme mahkûmdur, amir daima, daima zenginlerdir. Şimdi anlıyordu ki milletin menfaatleri üzerine titreyen kuvvetli bir kalp lazımdı, onu ikaz etmeli, zorlamalıydı. Birden fabrika sahiplerini hatırlayarak: “Hainler,” dedi, “acaba siz ameleyi bu himayeden mahrum bırakmak için hangi tedbiri buldunuz?”
Sayfa 146·Kitabı okudu
Reklam