#okudumbitti köşemizde bugün #insanınanlamarayışı var. Kitap, #viktorfrankly tarafından kaleme alınmış ve şöyle başlamak istiyorum; insanların rengi, dini, dili,ırkı olabilir ama insanlığın yoktur… Bu yüzden hepimiz insan olarak adlandırılsak da hepimiz insanlık gösteremiyoruz.. Yani insan olmak, sadece bedensel bir varlık olarak bedeni hayatta tutan ihtiyaçların karşılanabilmesi adına bir haz alışverişiyle sınırlı olmamalı. Tam bu noktada bir kez daha Sabahattin Ali’nin kulaklarını çınlatıp zaten yazarın da kitapta bir anlam arayışından bahsettiğini söylemek istiyorum.. En zor şartlarda dahi insanı devam etmeye güdüleyebilecek bir anlamdan.. çünkü aslında insanın yaşama dürtüsünün içinden geçen, hayatın çetin şartları, zorlukları, imkansızlıkları değil, anlam eksikliğidir diyor… Burada da nihilizmin ufak bir tozu alınıyor tabi ki… E alınsın da madem.. Çünkü bu noktada yazarımıza hak vermemek elde değil… Kitapta yazar kendi hayat hikayesinden bir kesiti paylaşıyor ve ne yazık ki bu kesit hiç de hoş anılarla dolu değil. Çünkü ikinci dünya savaşı sonrasında Auschwitz başta olmak üzere çeşitli toplama kamplarında geçen anılar bunlar ve haliyle okuması yürek burkan cinsten. Ama işte yazarımız en olumsuz şartların içinden bile çıkıp hayatta kalmayı başarıyor ve bunu da yaşadıkları içinde bir anlam bulmaya çalışarak yapıyor.. Zaten sonrasında da buradan hareketle logoterapiyi oluşturuyor.. Bu ekolün benim en çok hoşuma giden yanı, dualiteyi kabul etmesi oldu.. Yaşamın içinde zorluklar ve ızdırap olacağını ve aslında asıl tehlikeli olan şeyin mutluluk adı altında bunların hiç olmadığı bir şema çizmeye çalışmak olduğunun söylenmesi.. Bunun çok tehlikeli bir yaklaşım olduğu sık sık vurgulanıyor.. ve gerçekten üzerine düşünülebilecek güzel fikirlerin olduğu bir kitap… Dili akıcı