Derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır. Gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. Daha derin bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o da bir kapıdır..
Okudum bitti köşemizde bugün Çalıkuşu var. bu kitap için yerli Jayne Eyre diyebilirim. Ki ben onu da çok severim. Güçlü kadın karakterleri okumak hoşuma gider. Sırf güçlü görüneceğim diye acısını bazen kendinden bile saklayan kadınları yakın bulurum kendime ama kendimce öğrendiğim bir şey oldu: Acı saklanılması gereken değil, yaşanılması gereken bir haldir. O yüzden duygularını görünür kılmak bir kadını ya da erkeği güçsüz kılmaz, sadece insan olduğunu hatırlatır. Ki bazen güçsüz de olabiliriz, insan buna da izinli olmalı. Doğamızın gereği olan şeyleri kendimizden men ederek aslında farkında olmadan en çok bizi biz incitiriz. Çalıkuşunun hikayesi biraz da böyleydi bence, kendini acı çekmekten bile men ederek sürgüne yollamak!. Ama bir şeyi yok saymak onun olmadığı anlamına gelmiyor ya hani, tam tersine yok saydığımız şey içimizde her geçen gün büyüyerek daha da derinleşebiliyor; daha da onulmaz yaralar açabiliyor. Feride için de biraz böyleydi. Evet bu aslında bir yol hikayesiydi ve yol hikayeleri insanı büyütür, pişirir, olgunlaştırır. Bu yüzden karakterimizin değişimini izlemek mümkün hale geliyor kitapta. Neyse ki tüm acı deneyimlere rağmen kitap güzel bitiyor ve bana göre hak edilmiş bir sonla bitiyor… Yoksa okuyucular olarak bizler, insanlara olan güvenimizi toptan kaybedebilirdik. Yazıldığı dönemi yansıtan sıcak, samimi, yer yer rahatsız edici, yer yer üzücü ama kesinlikle realistik ve ayakları yere sağlam basan bir kitaptı.
Okudum bitti köşemizde bugün Bab-ı Esrar
isimli kitap yer alıyor. Kitap Ahmet Ümit tarafından kaleme alınmış bir eser, dili oldukça akıcı, okurken sizi yormuyor. Polisiye tarzın dışında mistik tarafı oldukça yüksek bir kitap. Bunu bilerek bu kitabı okumak daha doğru olacaktır diye düşünüyorum çünkü aksiyon odaklı başladığınızda istediğiniz şeyi karşılamayabilir.
Olay, Konya’da geçiyor ve kitap Mevlânâ-Şems ile içiçe geçen bir olay örgüsü sunuyor bize. Aslında yazarın yapmaya çalıştığı şey oldukça anlamlı fakat yine de hikayeyi okurken tam oturmamış, sanki biraz ham kalmış hissiyatına kapılmaktan kendimi alamadım. Daha önce Mevlânâ ve Şems odaklı ya da ilahi aşk odaklı kitaplar okumuş biri olarak buradaki anlatımı yavan bulduğumu söyleyebilirim yine de Ahmet Ümit okumayı sevenlerin şans vermesi gereken bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca polisiye okumayı seven bir okursanız ve nabzı yüksek bir hikaye ararsanız Fransız yazar Grange’nin kitaplarına göz atmanızı da tavsiye ederim… Bunu da hap bilgi niyetine verdim gitti..:)