İnsanın yapıcı ve yıkıcı yanları arasında öylesi bir denge var ki, insanlığın geleceği üzerine karamsarlığa kapılmamızı engelliyor. Dünyanın tümünü ortadan kaldırabilecek güçte silahların bugüne dek denetim altında tutulabilmiş olmasının yalnızca korku duygusuyla açıklanmasına katılmıyorum. Üstelik, insanlık tarihi incelendiğinde yıkıcı eğilimlerin yapıcı eğilimlere oranla daha hızlı geliştiğine ilişkin bir gösterge bulunabileceğini de sanmıyorum.
Bugünkü teknik bir yığın şey vaat ediyor. Fezaya açılacağımız aşikâr. Bugünkü füzelerle. Bir iki sıçrama daha. Fakat seyyarelere gitmek, birleşmek.. Bu büsbütün ayrı. Bana öyle geliyor ki bu tecrübelerle imkânsızlığın hududunu genişletiyoruz. Bugün birkaç hayvanı gönderdik, yarın belki insan gider ve evin içinde biraz dolaşır. Fakat neye yarar? Gideceğimiz yerlere hep şartlarımızı götürecek olduktan sonra...
Hayat biraz da tefrika romanı değil mi? Her gün bir yığın gizli tasavvurların, kararların tatbiklerine, neticelerine şahit olmuyor muyuz? Bunu anlamadığımız, bilmediğimiz için biraz da dışarda kalmıyor muyuz?