"iş bittikten sonra yatağa girdiğimde, hep şöyle düşünürüm: artık hiç uyanmayayım. hep bu şekilde uyumaya devam edeyim. öyle olursa, hiçbir şey düşünmeme gerek kalmaz çünkü. ne var ki, sonra bir rüya görürüm. hep aynı rüyayı. hiç durmadan kaçıyorum ama sonunda beni yakalayıp bir yerlere götürüyorlar. buzdolabı gibi bir şeyin içine tıkıp, üzerime kapağı kapatıyorlar. sonra birden uyanıyorum. uyanıkken de peşimdeler, rüyalarımda da; hiç huzur bulamıyorum."
"üzerinde durduğumuz zemin var ya, çok sağlammış gibi görünür ama en ufak bir şey olduğunda, pat diye altımızdan kayıp gidebilir. ve bir kez altımızdan çekilmeyegörsün, işte o zaman sonumuz gelmiş demekti; bir daha eskiye dönemeyiz. sonrasında, yerin altındaki o karanlık dünyada bir başımıza yaşamaktan başka çaremiz kalmaz."
"ama biliyor musun, babama yeniden kavuşmuş olsam da yüreğimin derinliklerinde bir rahatlama hissedememiştim. nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum ama bir şeyler içimde yerine oturmamıştı sanki. nasıl desem, sanki aldatılıyormuşum gibi hissediyordum. diğer bir deyişle, gerçek babam uzaklarda bir yerlerde ebediyen kaybolmuştu da onun boşluğunu doldurmak için başka biri babamın kılığında benim yanıma gönderilmişti, bunun gibi bir histi."