ve kino'ya asıl sıradışı gelen ya da onu şaşırtan şey, bu insanların yüzlerinde bazen çok mutlu ifadelerin de yer almasıydı. aralarında ağız dolusu kahkahalar atanlar bile vardı. bu nasıl olabilirdi? hiç de cazip görünmeyen bir ofis ortamında tüm gün çalışıp hiç de ilginç olmayan işler peşinde koşup, nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlardı?"
barın içine göz gezdirip, "harika bir yer burası," dedi, "sessiz, temiz ve sakin; aynı sen."
sonrasında kısa bir sessizlik oldu. "ama burada yüreğimi çarpıştıran şey yok" demek istiyor aslında, diye tahminde bulundu kino.
yaşamı boyunca ne başarılı olabilmiş ne de bir şey üretebilmişti. mutlu edebildiği biri olmamıştı, kendisi dahil. mutluluğun ne olduğundan, ne anlama geldiğinden bile emin değildi. acı, kızgınlık, hayal kırıklığı, vazgeçiş gibi duyguların hiçbirini algılayamıyordu. elinden gelen tek şey, derinlik ve ağırlığını yitirmiş yüreğini fırıl fırıl uçup bir yerlere gitmesin diye onu sımsıkı bağlayacak bir yer bulabilmekti.
yaşam tuhaf, değil mi? bir zamanlar müthiş bir şekilde parlayan, son derece arzu ettiğin bir şey, onu elde etmek için her şeyi göze alabilecekken, biraz zaman geçtikten sonra ya da ona biraz farklı açıdan bakınca, şaşırtıcı derecede önemini yitiriveriyor."