"birisini çok sevmemek için gayret mi ediyorsunuz?"
"aynen. bugünlerde gayret ediyorum."
"neden ki?"
"nedeni son derece basit aslında. çok sevince, duygularıma hakim olamıyorum. bu da dayanılmaz acı veriyor. kalbim bu yükü kaldıramayacak gibi oluyor ve elimden geldiğince sevmemeye çalışıyorum o kadını."
"ne olursa olsun, çocuklar iyidir" diyordu arkadaşları ağız birliği etmişçesine, ancak o, bu özendirme amaçlı sözlere hiç itimat etmiyordu. arkadaşları sırtlarındaki yükün aynısını onun da sırtına yüklemek istiyorlardı. insanlar, herkesin kendileri gibi zahmet çekmelerini isterler bencilce.
bu tür insanlar, onlara düzenbaz gelen dünyaya (deyim yerindeyse) dosdoğru olan kendilerini uydurup yaşamaya devam etmek için ne denli zahmet çektiklerinin ayrımında olmazlar. kendilerinin doğal, dürüst ve hiçbir hileye başvurmadan yaşadıklarına inanırlar, şüphe duymazlar. ve bu yaşamın içinde aniden parlayıveren özel bir ışığın aydınlığında, yaşamlarının yapaylığını görünce, ciddi ve dramatik bir kırılma yaşarlar.
yirmi yaşımdaki halime dönüp baktığımda, hatırladığım, ölesiye bir tek başınalık duygusu, aşırı bir yalnızlık hissiydi. ne bedenimi ve yüreğimi ısıtacak bir sevgilim, ne de içimi dökebilecek bir arkadaşım vardı. bir günü ne yaparak geçirmem gerektiğini bilmiyordum, geleceğimle ilgili şekillenmiş bir vizyonum da yoktu. kendi içimde derinlerde bir yere hapsolmuş gibiydim. bir hafta boyunca kimseyle konuşmadığım bile oluyordu.