"ama gençken böyle yalnız ve zor anları deneyimlemek de biraz gerekli değil mi sence de? olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak."
"sen böyle mi düşünüyorsun?"
"bir ağacın büyüyüp güçlenmesi için zor bir kış geçirmesinin gerekli olması gibi. hep ılık ve durgun bir iklim olursa, büyüme halkası da oluşmaz, değil mi?"
istasyona yürürken kendi kendime, "ne halt yiyorum ben?" diye sordum. önce kararı verip sonra nasıl oldu da işler bu hale geldi diye kara kara düşünmek, işte bu da benim sorunlarımdan biriydi.
"böyle yanları vardır derken kastettiğim, hastalık gibi bir şeydir bu kafuku bey. düşünmek fayda etmez. babamın beni terk edip gitmesi de, annemin esaslı azarları da, onların hastalığıydı. aklınız anlamaya çare değildir. bunların üstesinden kendi kendimize gelebiliriz ancak; yaşananları yutup, yaşamaya devam etmekten başka bir yol yok."
"ve hepimiz rol yapmaya devam edeceğiz," dedi kafuku.
"evet, aşağı yukarı öyle bir şey."
"başka biri olabilmek eğlenceli bir şey mi?"
"tekrar kendine döneceğini bilirsen, evet."
"kendinize dönmeyi istemediğiniz zamanlar olmadı mı peki?"
kafuku bu soru üzerine düşündü. daha önce böyle bir soru soran olmamıştı ona. trafik yoğundu. başkent çevre yolundaki takebaşi çıkışına yönelmişlerdi.
"insanın kendinden başka dönebileceği bir yer var mıdır ki?" diye yanıtladı kafuku.
hiçbir şey bilmemiş olsaydım ne kadar iyi olurdu, diye düşündüğü zamanlar da olmuştu. ancak, ne olursa olsun, bilmenin bilmemekten daha iyi olduğu temel düşüncesiydi, yaşam karşısında aldığı tavırdı; bilginin cehaleti yenmesi... "ne kadar şiddetli bir acıya sebep olursa olsun, ben bunları bilmek zorundayım. çünkü insan ancak bilgiyle güçlenir."