şimdi daha önce hiçbir zaman dokunmadığı şeyler, soluğu kadar yakınına gelmişti ve artık gerçek yaşamının anlamını onların verdiğini biliyordu. öte yandan bir zamanlar önem verdiği pek çok şey de, bir sis gibi dağılıp hayatından uzaklaşmıştı.
başına gelen bu felaketin sebebi o olmasına rağmen bütün bu günler boyunca bir kez olsun, rüyasında bile onu düşünmemişti. yaşamında hiçbir yeri, hiçbir çekiciliği yoktu, bir anısı bile kalmamıştı. bir zamanlar bu adamın dudaklarını dudaklarında hissetmiş olduğuna şimdi inanamıyordu. onunla hiçbir zaman yakınlaşmamış olduğuna yemin edebilirdi. Irene’yi onun kollarına iten ne olmuştu, hangi dehşet verici çılgınlıkla, şimdi ne yüreğinin kavradığı ne aklının aldığı böyle bir maceraya sürüklenmişti? artık hiçbir şey anlamıyordu, bu olaydaki her şeye yabancıydı, kendisine bile.
ben artık sizin gibi duymuyorum: bu altımda gördüğüm bulut, bu güldüğüm karaltı ve ağırlık; bu sizin fırtına bulutunuzdur işte. siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. bense aşağı bakarım, çünkü yükselmişim!