...Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."
Bazı insanlar hayatlarımıza etki edemeyecek kadar yabancıyken bize, söyledikleri bir söz hayatımız boyunca bizimle kalır. Yolda karşılaştığımız bir yabancı, rastgele bir konuşmasına denk geldiğimiz bilirkişi, bir yazısını okuduğumuz yazar...
Holden Caulfield ile tanışmak benim için yolda bir yabancıyla karşılaşmak gibiydi. Ve gece ilerlerken o yabancı bana hikayesini anlattı. Sonunda, sabah olduğundaysa yollarımızı bir daha karşılaşmamak üzere ayırdık fakat o ve hikayesi hep benimle kalacaktı.
Salinger, en sevdiğim yazarlardan biri olan Murakami'nin de çok sevdiği bir eserlerin sahibi olduğu için oldukça merak ettiğimiz bir yazardı. Münzevi olması da ayrı ilgimi çekiyordu ve çevremdekiler abartı bulduklarını söyleseler de çavdar tarlasında çocuklar ile başladım yazarı okumaya.
Yazım dili o kadar çok hoşuma gitti ki bir ara gerçekten Holden karşımda oturuyormuş gibi hissettim. Ve her nasılsa Salinger'ın inzivaya çekilip kendi halinde bir hayat yaşadığı yazdığı bu kitapta anlaşılıyordu. Kendi zihnine hapsolmuş birinin düşüncelerini dinlemek gibi hissettiriyordu bunu okumak. Ayrıca kitapta iyi kitapları tanımlayan çok güzel bir alıntı var;
"Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir."
Kitabı okurken yalnızca Salingerla değil Holdenla da arkadaş olmak istedim, sanırım bu kitabı benim için ekstra iyi yapıyor.
Uzun lafın kısası, Holdenın düşünceleriyle boğuşması, kendi fikirlerinin arasında kaybolması ve geçmişindeki acılarıyla başa çıkması o kadar güzeldi ki. Kitabı herhalde kara komedi olarak tanımlayabilirim.
Son olarak Holden, bir gün karşılaşırsak söz