Oysa ideoloji sanılıyor içimizdeki büyük nefret
bazı felsefe sohbetlerinde!
İdeoloji sanılıyor içimizde biriken ezilmişlik
ve kaygı ve o büyük endişe:
Kim bilir ne zaman asacağız kendimizi? !
Sen ve ben, iki ayrı özne; sahnesi şehir olan bu yaşam tiyatrosunda! Şehir hırçın, Şehir katil, Şehir bir yangın! Sen ve ben, ''biz'' olmaya çalışan iki acemi aleviz bu şehir yangınında!....
Giderken götürmeyi unuttuğun tek şey bendim... Korkularımıza yenik düşerdik çoğu kez, etrafımızı çepeçevre saran alevlerden korkardık! Aşktı bu, bizi akrep misali intihar etmelere sevkeden keder!
Gittin!
Sana beni sevmen için emanet ettiğim sihirli kristal küreyi kırdın;
Yarım bırakılmış bir şiir gibi, yarım bırakıp gittin içimdeki gökdelen inşaatını!
Şimdi başıboş bıraktığın kalbimin şantiyesinde şehvet oyunları oynamakta
eli yüzü çamura bulanmış küçük kız çocukları!
Sarıldığım sensizlik, unutulmuş bir ilahi okur gibi sıyırırdı
gecenin ipekten geceliğini ve ben bir tanrıçaya tapar gibi
öperdim sabahlara dek yokluğunun yorgun bedenini!
Hani biz İbrahim soyundandık; bu yüzden mi soyunup
ayrılık denen ateş denizine atladık?!
Hani yakmazdı bizi kâfirlerin yaktıkları ateş?
Hangi kavimdaha günahkâr olabilir aşkı inkâr eden etmeye kalkışankadar?!
Bak, İkimizin de ellerini yaktı bu ateş...