Ben bir eylem kadınıydım, filozof değil. Tarihin beni yargılayacağını biliyordum ama zaten tarih erkekler tarafından yazılıyordu. Bir daha hiçbir erkeğin merhametine kalmak istemiyordum.
Rüzgarlı Kasaba, sakin gibi görünen ama içten içe çok yoğun duygular barındıran bir kitap oldu benim için. Grazia Deledda’nın anlatımı öyle bir atmosfer kuruyor ki, gerçekten o kasabanın içinde yaşıyormuş gibi hissediyorsun.
Kitap, küçük bir kasabada yaşayan insanların hayatlarına odaklanıyor. Ama aslında anlatılan sadece bir kasaba değil; insanın iç dünyası, vicdanı, seçimleri ve kaderle olan mücadelesi. Karakterler çok “gerçek” geldi bana. Hatalarıyla, kararsızlıklarıyla, bazen çaresizlikleriyle… Bu da hikâyeyi daha etkileyici yapıyor.
Okurken en çok sevdiğim şeylerden biri, o kasvetli ama bir o kadar da derin atmosferdi. O rüzgârın hiç dinmediği kasaba, sanki karakterlerin iç dünyasını da yansıtıyor gibiydi. Her şey biraz ağır ilerliyor ama bu ağırlık aslında hikâyeye çok yakışıyor.
Genel olarak kitabı sevdim. Çok hızlı okunan bir kitap değil ama sindire sindire okunduğunda daha çok etkiliyor. Özellikle klasik tarzda, karakter odaklı ve duygusu güçlü kitapları seviyorsanız kesinlikle şans verilebilir.
Rüzgârlı KasabaGrazia Deledda · Cem Yayınevi · 2021206 okunma
Herhangi bir şey için endişelendiğinizde, her şeyin evrenin doğasına uygun olarak gerçekleştiğini ve yapılan yanlışın
başkasına ait oldugunu unutmus olursunuz. Ayrca, ne olursa olsun, olmuş ve olacak ve şu anda her yerde oluyor.