Sonra... Zaman geçti, coşkun sular duruldu, hem sevdiğim hem de beni seven birini buldum. Büyüdüm biraz. Anladım ki yazarların her yazdığının doğru olması gerekmezmiş. Her aşk kendi içinde bambaşka bir hikâyeymiş. Değerini ve içeriğini biricikliği belirlermiş.
Hele artık giden çoksa, fotoğraflardaki insanlar bir bir göçmüşse daha da hazinleşiyor bu durum ve yaşlıların evlerini anlamaya başlıyorum. Her yana iliştirilmiş fotoğraflarla yaşamayı, titreyen ellerini o fotoğrafların üzerinde gezdirerek anılara dalmayı, o ölümsüzlük anlarına geri dönmek istemeyi...
Bu kitabı en son 5 şubatta okumuşum. Ayraç koyma rutinini yaptıktan sonra masaya bırakmıştım. Kitap arasına ayraç koymak bana pek bir şey ifade etmiyordu. Masaya bıraktığım kitabı aylar sonra yerden toplarken aslında hiç sıradan olmadığını o zaman anladım. Meğer olacaklardan habersiz, kaldığın yere ayraç koymak yarına çıkacak olmanın umudu, sonsuz güveni -imiş.. bunu ayraç koyarken tereddüt ettiğim an idrak edebildim..