Geçenlerde spor salonuna yazıldım. Herkes gittiğine göre bir bildikleri vardır diye düşündüm. Fakat koşu bandında koşarken kendimi laboratuvar fareleri gibi hissetmekten alıkoyamıyorum. Bir şeyden kaçmıyorsak niye koşuyoruz anlamıyorum. O kadar koşup da bir metre bile yer değiştiremeden aletten indiğimde kendimi aptal gibi hissediyorum. Bu spor işini sürdürebileceğimi sanmıyorum. Yemişim endorfinini Osman, ben durmak istiyorum.
Yokluğunda origamiye sardım, elime geçen tüm kağıtları katlıyorum. En son bir tavuk yaptım mesela, epey güzel oldu, şimdi çiftlik kurmayı düşünüyorum. Kâğıtlara baka baka katlanmayı öğreniyorum. Ne diyeyim Osman, katlanıp gidiyorum.
Kendi küçük dünyamda ise günler öyle ya da böyle geçiyor. Tek başıma bitiremediğim ekmekler bayatlıyor ama kalanını kuşlara veriyorum. Çay demlesem ziyan olacak diye poşetleri bardaklara sallıyorum. Eskisi gibi sofralar kurayım, kahvaltılar hazırlayayım gibi heveslerim kalmadı artık. Buzdolabının önünde bir şeyler atıştırıyorum, pratik oluyor, buzdolabımı seviyorum. İnatçı kavanoz kapakları için basit bir teknik buldum, kenarından bıçakla fıs yaptırıyorum hemen açılıyor. Dans etmek istediğimde vileda sopası hiç itiraz etmiyor, kitap okusam kimse ses çıkarmıyor... Vurdulu kırdılı filmlerden de kurtuldum, sanata doyuyorum. Esasen yalnızlıkla bir problemim yok yani, ben sensizliği pek sevmiyorum.
Medeni Kanun'un 23. maddesi, kişiyi kendinden korumayı hedefliyormuş. Yani tam böyle değildir tabii de böyleymiş gibi algılamaktan çok hoşlanıyorum. Sen yokken kendimi kendimden korumakta güçlük çekiyorum. Kanun namına dön Osman, ben barışmak istiyorum
Üstelik bu dönemde Venüs geriliyor, Merkür takla atıyor, Satürn de hulahop çeviriyormuş. Açılarına bir şeyler olmuş. O onun evine girmiş, öteki berikine transit geçmiş, bir şeyler bir şeyler... Yukarıda neler oluyor hiç anlamıyorum. Bu gezegenlerin ne bok yediği belli değil Osman, kozmik tuzaklara düşmeyelim, ben barışmak istiyorum.