Bana göre hızla giden bir araba, sen giden bir otobüste otururken, sana göre ne yapıyordur? Benim falanca frekansta duyduğum sesi ya da gördüğüm ışığı, sen hangi frekansta duyar ya da görürsün? Duyar ya da görür müsün? Bunları, yani senin olayları nasıl gördüğünü/duyduğunu, sana sormadan bilebilir miyim? Sen ve ben bir arabanın, kuşun, merminin... hareketini, ışığın ya da sesin davranışını aynı şekilde mi anlarız?
Görelilik kuramı, bu soruların cevaplarını araştıran bir düşünce disiplinidir. Ancak, bu soruları yalnızca fizik (dolayısıyla doğabilimleri) açısından ele alır, felsefi yönleriyle ilgilenmez.
Doğrusu astronomiyle ilgilenen insanlar için zevkli ve birbirinden güzel bilgiler barındıran bir kitaptı. Ama şunu söylemek gerekirse, 90’larda yazıldığından bazı bilgiler eksikti. Sonradan öğrenilen (ve keşfedilen) bilgiler de olduğunu bilip, kitap sonrası araştırma yapmanızı tavsiye ederim.
Genişleyen evren gerçeğinin 1920’lerde bilinmediğini, kuasarların 1960 yılında henüz tanınmadığını düşünecek olursak, astronomların 2000 yılından sonra ne bulacağını nasıl düşleyebiliriz? Türlerin Kökeni adlı eserinin son sözü olarak Darwin şöyle yazmıştı: “çok basit başlangıçlardan en güzel ve en olağanüstü şeyler oluşur ve evrimleşir.” Evren için ne kadar da doğru.