Çoğu insan Kafka’nın ihtiyarına benzer. Umut ederler ama yüreklerinin sesini, itkisini dinleme ve ona göre davranma yetisinden yoksundurlar; bürokratlar onlara yeşil ışık yakmadığı sürece beklerler de beklerler.
Ölüm, kâğıt ağırlığının içinde de vardı, bilardo masasının üstünde sıralanmış kırmızı-beyaz dört topun içinde de. Ve hayatımız boyunca onu ince bir toz gibi ciğerlerimize çekip duruyorduk.
Boğucu gecenin içinde gittikçe koyulaşır gibi görülen bu karanlıkların arasından, onun hayatını aydınlatacak ışık, uzay boşluklarında kaybolmuş bir yıldız gibi parlamaya başlamıştı: Muhteşem müzikti bu…
Bu küçük varlığın içinde coşup taşan ne büyük bir güç, sevinç ve övünç var! Ne dopdolu enerjidir bu! Vücudu ve kafası şarkı söyleyerek oynayan çocukların durup dinlenmek bilmeyen hareketi içinde. Alevlerle dans eden küçücük semender gibi gece gündüz, ateşli bir yaşantısı var. Hiçbir şeyin dindiremediği ve her şeyle tazelenen bir çoşkunluk. Sayıklamalarla dolu bir rüya, fışkıran bir kaynak, bir gülüş, tükenmez bir umut hazinesi, bir şarkı, sürekli bir sarhoşluk. Hayat onu kendisine bağlamıyor henüz…
Kırık bir kalple dolaşanlarımızın sayısının çok fazla olduğunu biliyorum, ama her türlü olumsuzluğa rağmen gerçek sevgiye ulaşmak için cesur olmak gerekir.