İktidar, aydın, bilinçli öğretmenleri görevlerinden uzaklaştırıp, böylesi öğretmenlerle Türkiye’yi aydınlatmayı, kalkındırmayı düşünüyor ne yazık ki. Bugün, uyanan, uyandığı için de kafasında yurt ve dünya sorunları cirit atan bir gençliğin karşısına, kendi bellediklerini belletmeye kalkışan, okulda öğrendiklerine hiçbir şey katmayan, katmak zahmetine girişmeyen, girişmesi istenmeyen, böyle davrandığı için de iktidarca el üstünde tutulan robot öğretmenler çıkarmak, bilinçli değilse, bir yurt düşmanlığıdır en azından.
Büyük bellenen, toplumun “büyük” damgasını vurduğu birtakım insanlara duyulan saygınlık, çoğu zaman, insanların budalalığından, hayal güçlerinin belli bir yönde çarpıtılmış olmasından gelmiyor mu? Öyle olmasa, bugün Türk ulusunun, birtakım çıkarcı, açgözlü, ne pahasına olursa olsun devlet gücünü ele geçirmek, yakınlarına, yakınlarının yakınlarına devlet kasasından defterine uydurulmuş çıkarlar sağlamak, sağlayabilmekten başka kaygıları olmayan kafa züğürdü, dangalar particilere değil saygı, sözleri dinlenir adam gözüyle bile bakılmasına olanak var mı, olabilir mi?
Bir devlet, yaşayan ve kendine karşı çıkanı ne kadar koruyabilirse o kadar güçlüdür. Bütün dünyada, aydınlara yapılan baskıların temelinde, yukarıda anlattığımız gerçek yatıyor. Devletin, kendine karşı çıkanları koruyacak, niçin karşı çıktıklarını araştıracak yerde, onları körü körüne ezmeye kalkışması, tarih önünde kolay bağışlanabilir bir tutum değildir.
Politikacılar; devlet gücünü, o güçlerin güçlüsünü ellerinde tutan, sonra da senden benden, akıldan, sağduyudan kopan, kopuveren, kendilerini herkesten üstün bir varlık, dünyayı yönetmekle görevli sayan, saymaya kalkışan bir avuç insan.