Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
Ateşin ışığında Akhilleus'un gözleri parlaktı, titreşen gölgelerle çehresi keskin çizgilere bürünüyordu. Bu yüzü karanlıkta da, kılık değiştirmişken de tanırdım dedim kendi kendime. Deliliğin pençesindeyken bile tanırdım.
Akhilleus'un tanrı olduğunu düşünemiyordum. Tanrılar soğuktu, uzaktaydı, ay kadar ulaşılamaz bir yerdeydi. Akhilleus'un parlak gözlerinin, sıcak bir haylazlık taşıyan gülümsemelerinin tanrıya benzer yanı yoktu.