Fakat Tanrım, ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum. Açık bir arazide uyuyabilmek, Batı'ya seyahat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum.
Yine o nakarat, on sekiz yılda elinde ne var? Ve biliyorsun ki elinde somut olarak ne varsa, onlar da çok dayanmayacak; aksine bozulup çürüyecek ve derisi kalınlaşmış, ölü gibi kaskatı kesilmiş parmaklarının arasından akıp gidecekler. Yani sen de toprağın altında çürüyeceksin, bu yüzden boş ver gitsin, diyorsun. Kimin umurunda? Ama senin umurunda ve bir şekilde, "O şöyle bir kızdı..." diye başlayıp en fazla 25 kelimeyle yazıya dökülebilecek, çalakalem resmedilebilecek bir hayatı yaşamak istemiyorsun. Yaşayabildiğin kadar yaşamak istiyorsun...
Hala küçük bir çocukken, şu andaki hislerimi kağıda dökebilme kabiliyetine sahip olsam keşke çünkü büyüdüğümde nasıl yazılacağını bileceğim ancak küçük bir çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutacağım.
Ben: Ne sert bir sözcük; her harfi de oldukça güven tazeleyici. Mağrur ve kendinden emin dikey bir harfle başlayan ve sonra çevik, kendini beğenmiş, kısa harfle devam eden... Kalem kağıdın üzerinde gidip geliyor... Ben... Ben... Ben... Ben... Ben... Ben...